30 Aralık 2013 Pazartesi

Merhaba Yeni Yıl !

 
2013' e hoşçakal derken hala yeni yıl moduna giremeyenlerdenim ben. Eskiden öyle mi olurdum hiç ? Değişik bir heyecan kaplardı yüreğimi. Benim için yeni yıl demek tek katlı ahşap ev ve her yerin karla örtülü olduğu, tombiş bir noel babanın kapıda beklediği resimlerin çizildiği bir zamandı ilkokul yıllarında. Neden herkes aynı resmi çizerdi hala anlamış değilim. Aynı yerde oturmamıza rağmen birbirimize kart atmak olmazsa olmazımızdı bir kere. Kırtasiye önünde rengarenk karpostallar için yarışırdık, halbuki aynı resimler aynı cümleler ama olsun bu konu önemli bir konuydu bir kere:)


Büyüdük sonra, üniversiteliydik artık. Yeni yıla nerede girilmeli, ne giyilmeli saatlerce meşgul ederdi zihnimizi. Yılbaşı gecesi eğlenerek, ertesi günü de akşama kadar uyuyarak geçirmek yeni yıl demekti bizler için. Gündemdeki konuların hiçbiri ilgilendirmiyordu beni o zamanlar. Tek derdim vize ve finallerdi. Okul bitsin hele, iş özel sektör ya da kamuda mutlaka olacaktı nasıl olsa derdim hep.

Daha da büyüdüm sonra, anne oldum, eş oldum. Önceliklerim değişti herşeyden önce, planlar değişti, hayat değişti, insana dair bana dair ne varsa herşey değişti.

Şükürler olsun bir yılı daha geride bırakıyoruz sevdiklerimle birlikte. Ama her nedense yeni yıl moduna bir türlü giremedim ben bu yıl. Belki büyük bir şehirde yaşıyor olsaydık, vitrin camlarını süsleyen ışıltılı yazılar, rengarenk ağaçlar, caddelerde dolaşan noel baba kostümlü insanlar yılbaşı havasına sokardı bizleri. Bu aralar yoğun iş temposu, kış geldiğinden beri zırt pırt hastalanan oğluşum, bu duyguyu şimdilik uyandırmadı bizde. Daha geçen hafta ishali atlatmaya çalışırken hafta sonunda faranjit oldu oğlum ve okula gidemedi yine:(

İşte tüm bu sebeplerden ötürü olsa gerek, yeni yıla dair beklentilerimizin sorulduğu yazılar, reklam kokan içeriklerin hiçbiri dikkatimi çekmiyor. Bu tarz bloglara ya da sitelere girmiyorum bile.

2014 geliyor ve ben herşeyden önce sağlık istiyorum. Çok zor ve yorucu bir yılı geride bırakıyoruz çünkü. Duygusal anlamda o kadar çok badireler atlattık, öyle zorlu sınavlardan geçtik ki...Yeni yılı değil de sömestr tatilini pek bir önemsiyorum bu yüzden. 1 haftalığına uzaklaşabiliriz belki buradan. Düşünmesi bile keyif veriyor insana.

Yaklaşık 6 ay önce keşfettiğim ve hiçbir kaygı taşımadan ( sadece paylaşmak, duygularımı yazıya dökmek ve benzer konularda fikir alışverişi yapmak adına ) ben de varım dediğim blog dünyasında yeni arkadaşlıklar ediniyorum ve hayata dair herşeyi okumaktan, dinlemekten ve yazmaktan çok mutlu oluyorum. Sevgili blogger arkadaşlarım;

Siz yeni yıl havasına girenlerden misiniz bilmiyorum ama öyle ya da böyle bir yılı bitirdik. İyi ki burdayım ve iyi ki varsınız. Yeni yılda herşeyin gönlünüzce olması diliyorum,görüşmek dileğiyle,

Sevgiyle kalın :)





26 Aralık 2013 Perşembe

Oğlum büyüyor !

Oğlum dünyaya geldiği günden itibaren günlük tutmaya başladım . İlk hareketi, ilk bakışı, ilk gülümesemesi, ek gıdalara geçiş, vs... Günlük tutmalarım oğlum belli bir yaşa gelinceye kadar devam etti. Zaman sonra not tutmalarım yerini yaptığı resimler, yazı çalışmalarına bıraktı. Şimdi 9 yaşında ve değişimiyle ilgili bazı şeyleri yeniden not etmeye başladım. Bugünlerde o kadar değişiyor ki bu değişimleri yazmalıyım diye düşündüm. Nutkum tutuluyor bazen, kelime dağarcığı son günlerde öyle gelişiyor ki. Bazen öyle bir kelime söylüyor ki " sen daha kaç yaşındasın oğlum" diye düşünmeden edemiyorum.

 Dün öğretmeni okulda sizi etkileyen bilim adamı ya da ünlü bir araştırmacı var mı diye sorduğunda; oğlum başlamış anlatmaya. Bu konuda dergiler okur sürekli, Bilim Çocuk, geçen ay piyasaya çıkan Atlas Çocuk en beğendiği dergiler arasında. "Ben anlattım arkadaşlarım dinledi" , ben iyi bir araştırmacıyim derken gözlerinin içi gülüyordu. Daha küçükken şapır şupur öperken, şimdilerde çok sık yapamıyorum bunu, biraz daha olgunlaşma havalarında, saçını okşamak, omzuna dokunmak daha bir etkileyici onun için.

Son günlerde bir tutumu var ki dikkat çekici: Yeni fikir veya tutumlarının desteklenmesi adına değişik tezler sunuyor bize. Savunduğu gerçekler için açık açık fikir beyan etmekten çekinmiyor. Bıraksak siyasete bile girecek diye korkuyorum.

Oğlum büyüyor ve büyüdükçe daha sosyal, daha meraklı oluyor ve bununla beraber okuma ya da matematik gibi yeteneklerinde belirgin bir gelişme söz konusu.

Oğlum büyüyor ; daha sosyal bir çocuk olmaya başladı mesela, çekinmeler yerini kendini daha kolay ifade etmeye bıraktı. Durmadan espriler yapmaya çalışıyor son günlerde. Sonra da ekliyor "Ben iyi espri yapabiliyor muyum " diye. " İyi espriyi zeka insanlar yapar " olgusu oluşmuş zihninde. Tam doğru olmasa da yadsınamaz bir gerçek biliyorum, bu yüzden "zekana hayranım " dediğimde nasıl hoşuna gidiyor anlatamam.

Dün okulda çini mürekkebi ve pudra yardımıyla öyle güzel resimler yapmışlar ki, aynı çalışmayı bir kez de evde yapmaya karar verdik. Bugün bazı blog arkadaşlarımın bloglarını inceledim, bazı aktiviteleri not aldım, en yakın zamanda evde denemeli diye düşünüyorum.

Biliyorum ki burda iş biz anne babalara düşüyor, çocuklarımız büyüyor ve bizler ne kadar onları doğru biçimde destekler ve onları anlamaya çalışırsak sonuç o kadar güzelleşiyor.




24 Aralık 2013 Salı

DüN - BugüN - YarıN




Günaydınnn : )

Ne güzel bir sabah böyle.. Dün her ne kadar kesin bende panik atak var diye dolanıp dursam da, bugün güneşli bir gün var ve yaşamak harika bir duygu.

İşe gelip de bilgisayar açtığımda güne birazdan paylaşacağım yazıyla başladım. Her cümlesi o kadar doğru ki. İşte bu yüzden paylaşılmalı diye düşündüm.

Sevgiyle kalın : )

GEÇMİŞ

Yaşanmış olayları sürekli irdelemek hoş değildir ve pek yarar getirmez; bu doğrudur , ama elinde


olmadan kötü olayları hatırlayan, bu yüzden acı çeken bir insana bunu söylemenin nasıl bir etki

yaratacağını hiç düşündünüz mü? Bu insan anlaşılmadığını hisseder, duygularının onaylanmadığını

düşünür. Kendisi de bu duygulardan zaten muzdariptir. Yine de geçmişteki olayı kabul edemediği

sürece, aynı olayı yaşamaktan korktuğu sürece ya da affedemediği sürece, ya da kendince doğru olan

başka bir nedenle geçmişi bırakamıyordur. Ona “Negatif düşünme sakın, evren sana gönderir,

kendine çekersin!” demekle bir de korku yüklersiniz. Bana bu nedenle danışmaya gelen birçok

insanla karşılaştım. Paranoya içindeydiler : “Düşüncelerimin gücüyle ya bunları yaratıyorsam?

Düşüncelerime hakim olamıyorum, sonra da bir şey olacak diye daha çok kaygılanıyorum!”

Ayrıca geçmişi ve olumsuzlukları değerlendirmek, bunlardan yararlı dersler çıkarmak gerekir. 


Geçmişi tamamen boşvermek, olayların gidişatındaki hatalarınızı görmeyi reddetmek anlamına gelir.

Oh, ne güzel, hiç sorumluluk almazsınız, hataları tekrarlamaya devam edersiniz. Sonra da

düşünürsünüz : “Ayol, ben böyle olsun istememiştim. Kendime bunu nasıl çektim?” diye... “Ders

almadım, önlem de almadım, sorumluluk benim” diyebilmek içe dönmeyi ve gelişmeyi gerektirir. Zor

olan da budur işte.

BUGÜN

Gelelim bugünümüzde olanları değerlendirmeye. Olumlu düşünce, sürekli olumlu düşünmeye


çalışmak değildir. Öncelikle, var olan ne varsa olduğu gibi kabul etmektir. Sonra,

değiştirebileceğiniz herşeyi değiştirmek için çaba göstermek, eyleme geçmektir. 

Değiştiremediklerinizi de değiştiremeyeceğiniz şeyler olarak kabul edip, dikkatinizi elinizdeki 

güzelliklere vermek ve var olana teşekkür etmektir. Kimi zaman da, sizin için olumsuz olan bir

durumun, başkasına yararlı olduğunu fark edip o kişi için sevinmektir. Olumlu düşünce, yaşananlar 

için yararlı yorum üretmektir.

Yere düşünce, ayağa kalkmak için olumlu birşeyler düşünmeniz gerekir. Kalkamayacağınıza inanmak


sizi yere yapıştıran ikinci bir yerçekimi etkisi yapacaktır. Düşmenizden başkalarını sorumlu tutmak

ve onların da böyle düşüp acı çekmesini istemek öyle çok olumsuz duygu yaratır ki, ayağa

kalkmaktansa, yan gelip yatmayı tercih edersiniz. Düşen ve ayağa dimdik kalkanların düşünce

yollarını örnek almak, zihninizi bu yönde eğitmek, olumlu düşünmektir. Umut etmek ve çözüm

üretmek için kafa ve kas yormak, olumlu düşünmek ve davranmaktır.

GELECEK

Gelecek ile ilgili endişelerinize de bir bakalım. Çoğu geçmişe dayalı düşünceden kaynaklanır.


Gelecekte bu endişelerin gerçekleşmesini gerektiren hiçbir şey yoktur çoğu zaman. Bu durumda

pozitif olasılıklara dikkatinizi vermek ve umut etmek çok işe yarar tabii. Tüm eylemlerinizi 

hedeflerinize odaklarsınız. Öte yandan, hayatınızdaki olası negatif olayları hiç düşünmeyecek

misiniz? İyi ama, olasılıkları incelemek ve zarar görebileceğiniz durumlar için önlem almak için ne

yapacaksınız? Risklerinizi nasıl hesaplayacaksınız, nasıl yöneteceksiniz?

Eğer takıntılı bir şekilde olumlu düşünmeye çalışarak hiç düşmeyeceğinizi sanıyorsanız,

aldanıyorsunuz. Hayat bize birçok deneyim sunar. Tabii ki arada sırada düşeceksiniz. Geçmişte

nasıl, nerede, kiminle düştüğünüzü değerlendireceksiniz, derslerinizi sindireceksiniz. Düştüğünüzü

kabul edeceksiniz ve dikkatinizi ayağa kalkma çözümlerine vereceksiniz. Yeni yorumlar, yeni

çözümler üreteceksiniz. Gerekirse pazarlık etmeyi, “Hayır” demeyi, ya da yardım almayı

öğreneceksiniz. Her düşmeyi bir öğrenme fırsatı olarak ele alacaksınız.
Kişisel gelişim ve olumlu düşünce birarada gider. “Ay, negatif şeyler düşünmeyeyim, sonra kendime

çekerim falan” endişeleri yerine, “Tamam, kabul ediyorum, düşerim de, kalkarım da... Yaşam böyle.

Derslerimi öğreneyim, baş üstüne çakılmak yerine popo üstü yumuşak düşeyim bundan sonra.” 

derseniz, zihninizi çözümlere odaklamış olursunuz.

15 Aralık 2013 Pazar

Bir pazar sabahı ...

 



Uzun uzun yazacak cümlelerim yok. Fırtınalar kopsa da yüreğimde dinmeli, yerini huzura bırakmalı .Zorunluluktan olmamalı bu, ben istediğim için olmalı...

Dün bu saatlerde öğrendim aşılamamın tutmadığını. Test sonucunu almak için beklerken tutmuş olması şansı ile bunu eşime nasıl söylerim diye onlarca hayal kurdum. Yanına gidip baba olacaksın mı demeliydim ya da bebeğimiz geliyor diye yanına mı koşmalıydım? Sonucu aldığımda ellerimin titrediğini farkettim. Sonucu görüyor ama anlamıyordum. Omuzlarımda tonlarca yük varmış gibi yürümeyi unuttum sanki. Usulca eşimin yanına gittim ve olmadı dedim sadece. Omzumda annemin eli, karşımda gözlerimin içine bakan bir çift göz. Eşim, biriciğim bana bakıyor ve sanki "ne olur ağlama, mahvoluyorum" der gibiydi. Sustum, ağlamadım ve sımsıkı tuttum elini. Hiçbir şey benden, ondan, evde bizi bekleyen biricik oğlumuzdan daha önemli olamazdı.

İşte ben bugün bu duygularla uyandım sabaha. Dışarı çıktım, hava ısınmıştı. Simit ve börek aldım fırından, eve gelip güzel bir kahvaltı hazırladım. Herşey güzel olacaktı, biz vardık ve kocaman bir sevgiyle bağlıydık birbirimize. Sevginin, güvenin ve inancın olduğu bir yuvada umutsuzluk olmazdı. Oğluma dimdik ayakta durmasını gerektiğini söyleyen ben, nasıl pes edebilirdim ki ?

İhtiyacımız olan tek şey biraz zamandı. En azından bu ay bir kez daha denemesek daha iyi olacak sanki. 

Güzel bir pazar olsun. Sakin, huzurlu, umut dolu. Kahvem ve gazetem beni bekler, Sevgiyle kalın :)

Bu arada Şile'de olan arkadaşıma sesleneyim; özledim seni....


10 Aralık 2013 Salı

Ey kış hoşgeldin !

Soğuk bir kış sabahından herkese günaydın;

Bu nasıl bir soğuktur diyesim geliyor aslında ama haksızlık da etmek istemiyorum.Memleketimin nice soğuk bölgelerinde, kar altında kalan onca şehir varken Egenin, Aydın'ın soğuğundan ne olur ki : )

Yine de soğuk işte...Bu sabah içim titreyerek geldim işe. Bir haftadır raporluydum, evde olmak, okuldan gelen oğlumu kapıda karşılamaksa harika bir duygu. Bu yüzden keşke ev hanımı olsaydım, çalışmasaydım dediğim oluyor bazen. Sonra içimdeki o diğer hatun giriyor devreye ve " saçmalama, sen evde olsaydın en fazla 1 hafta dayanabilirdin, ya da eşini bir düşünsene, onun ruh sağlığının bozulmasını ister miydin ? ". Kesinlikle doğru, izinli isem çok fazla ilgi bekliyorum ben, alıngan, kaprisli biri olup çıkıyorum, oysa işte iken yoğun tempoda hiç böyle kaprislere vaktim olmuyor. Şükürler olsun bir işim var :)

Bugün nedir bendeki bu rahatlık anlamadım gitti, geçen hafta yapılan aşılamam haftasonuna belli olacak mesela. E bu durumda stres yapmam gerekiyor ama öyle değilim, hayırlısı olsun inşallah.

Bildiğim bir şey var ki; yaşam herşeyiyle devam ediyor. Bunu her ne kadar bilsem de geçen pazartesi bir kez daha netleşti kafamda. Doğumhaneye girdiğimde bir bayanın bebeği alınmak zorunda kalmış, o dinleniyordu, kalktı, 15 dk kadar sonra ben girdim. Aşılama işleminden sonra dinlenme odasına geçtim ve benden 15 dk sonra başka bir anne adayını normal doğuma aldılar.Aynı çatı altında, farklı duygularla oradaydık ve yaşamlarımız o an'dan itibaren bir kez daha şekillenecekti. Bunu bilmek bir çok duyguyu barındırdı yüreğimde. Güçlü olmalıydım, aldığım nefes en güzel şeydi.

..... Yeni bir ay, belki kar yağar da çocuklar kardan adam yapar diye uyandığımız sabahlar, çaycımız Özer Abi'nin getirdiği sıcacık çaylar, bugün öğle yemeği için beni bekleyen ekşili pırasa yemeği, ohhhh daha ne ister bu gönül : )



29 Kasım 2013 Cuma

Ne mutlu bana : )

Merhaba,

Geçen ay yapılan aşılamam ne yazık ki tutmamıştı. İlk günlerde hayal kırıklığım ve moral bozukluğu enerjimi düşürse de kısa zamanda toparlandım. Biliyordum ki bu uzun bir süreçti ve olumlu olumsuz her duruma hazırlıklı olmalıydım.

Geçen haftaki doktor görüşmelerimiz neticesinde 2.aşıma için kolları sıvadık ve nasipse eğer yarın akşam yapılacak çatlatma iğnesinden sonra pazartesiye aşımamam yapılacak. Nasıl heyecanlıyım anlatamam. Hayal etmek bile öyle güzel ki...

Bir sır gibi saklıyorum aşılama gününü, geçen seferden deneyimliyim, bütün arkadaşlarım ve akrabalarım öncesinde ve sonrasında o kadar çok aradılar ki, ben kendimi unutup onları teselli ederken buldum kendimi. İlgileri fazlasıyla memnun etse de beni, fazla sorular ya da uzun cümleler yordu beni. Anladım ki en doğrusu sessiz sedasız halletmek bu işi. Şimdilik 9 yaşındaki oğlum da bihaber.Derslerini etkilemesinden korkuyorum.

Komik olansa sabah kalkıyorsunuz, sıradan bir gün gibi kahvaltınızı yapıp hastanenin yolunu tutuyorsunuz, biz aşılama için geldik deyip işlemleri başlatıyorsunuz. Oysa sabahın ilk saatlerinden beri içinizde fışkıran volkanlar, pır pır eden yüreğiniz, heyecandan yönlendiremediğiniz mimikleriniz, arada bir dalgınlaşan düşünceleriniz... İşte insan olmak böyle birşey. Aynı anda gülüp ağlayabilmek, heyecanlanıp sakin olmaya çalışabilmek böyle büyük bir olay.

Ne mutlu bana... Hayırlısıyla sonuçlanmasını diliyorum. Bu yolda emek harcayan ya da harcamış herkese de kocaman sevgiler benden.

Güzel bir hafta sonu olması dileğiyle : )

28 Kasım 2013 Perşembe

Anne demek sabır demekmiş

Kolay arkadaş edinen biri olmama rağmen, zor güvenirim ben. Ya tam severim ya da hiç sevmem. Çok sevdiğim öğretmenlerimden biri bunun ne kadar yanlış bir tutum olduğunu söylemişti yıllar önce. Bu kadar uç'larda yaşamanın zor bir savaş olduğunu da eklemişti. Gençlik yıllarım olsa gerek pek de kulak asmamıştım açıkcası. Şimdi daha iyi anlıyorum ki; bazen bu denli sevmek, güvenmek kırılgan bir yapı oluşturuyor insan ruhunda.

Bu duygu yoğunluğunu oğlumda yaşıyorum şimdi. Öyle seviyor, öyle inanıyor ki arkadaşlarına. Onlar küçük bir hata yaptıklarında bile affedebilmesi zaman alıyor.Çocuk yüreğinde kocaman bir yürek taşıyor, incinmesinden, üzülmesinden korkuyorum sanırım.

Ben oğluma kızdığımda bile öyle öfkeleniyor, öyle değişik bir tutum içine giriyor ki sanırsınız karşısında annesi değil bir başkası duruyor.İlk zamanlar görmezden geliyordum da her zaman o kadar sabırlı olamıyor ki insan.Bazen başka bir odaya geçiyorum, susuyorum ya da çatışma büyüyor. İnsan ne yapmalı böyle zamanlarda bilmiyorum. İşin tuhaf yanı ise, tam da " ne kadar güzel, şükürler olsun herşey yolunda, oğlum sağlıklı, iyi bir ailemiz var" desem kısa zaman sonra bu çatışmalarımız başlıyor, nazar mı değdiriyorum ne?

Bugün 8.sınıfların sınavı olduğu için 1.kademe tatil. Dolayısıyla oğlum evde. Eşimle birlikte eve gittik ki, ev savaş alanı. Salonun ortasında yastıklar tepeleme yığılmış.Odasında resim yapmış ama halının üstü, oyuncakları suluboya içerisinde. Yatağı darmadağın, kitapları başka bir yerde....

Siz olsanız ne yapardınız hal böyle olunca bilmiyorum ama görmezden gelsem o değil, "olsun annecim, toplarız" hiç diyemem. Odan çok dağınık görünüyor, her yer suluboya, üstelik salonu da dağıtmışsın diye sorduğumda sadece gülmesi ise kışkırtıcı...

Rehber öğretmenimiz ya da desteğini bizden esirgemeyen pedagog arkadaşımız her zaman der ki; "olaylar karşısında kişiliğine, karakterine hakaret etmeyin, kişiliğini zedelemeden davranışına yönelik eleştirilerde bulunun"...

İnanın bana öyle yapıyorum, sesimi yükseltmiyorum, her zaman onu dinlemeye hazırım, başarı ya da başarısızlığında hep varım.İyi bir anne olduğumu biliyorum ama bazen moralim bozuluyor işte. Çok şey beklemiyorum aslında, henüz 9 yaşında ve henüz bir çocuk ne olursa olsun.

Annelik uzun bir yol... Bildiğiniz ne kadar doğru varsa hepsi yanlış olabiliyor bazen. Ben azimliyim, öğrenmeye de açığım, deneme yanılmaya da. Rabbim acılarını göstermesin, bir iyi bir kötü yaşam devam ediyor. Şükür her anımıza ....



22 Kasım 2013 Cuma

Can yoldaşım

- İyi değilim, dedim.

- Geçecek, dedin.

- Konuşmasam, dedim.

- Anlatmazsan geçmez ama, dedin.

- Dinle o zaman, dedim.

- Dinlerim, dedin.

Ben anlattım, sen sustun, ben ağladım, sen gözyaşlarımı sildin....

- Yasla başını omzuma, dedin.

- Elimi hiç bırakma, dedim.

Erkekler büyümeyen çocuklardır derdim ya hep,

Yanılmışım!

Büyümeyen, çocuk yüreğinde yaşayan benmişim.

Can yoldaşım,

Hayatımda verdiğim en doğru karar sen, 

İyi ki benimlesin, iyi ki evlenmişiz...





19 Kasım 2013 Salı

Merhaba : )

Kullanmaktan çok mutlu olduğum, hem söylerken hem de alırken en mutlu olduğum kelimelerden biri "merhaba ".... "benden sana zarar gelmez" demekmiş anlamı. Kelimenin anlamını öğrendiğimde aynanın karşısında defalarca kere "merhaba" diyen bir insanım ben.

Öğrendim ki önümüzdeki günlerde yağış kapımızda olacakmış, kışı özlemedim dersem yalan olur. Kendi kabuğuma çekilmeyi özledim belki de. Sessiz kalmayı, düşünmeyi, hiçbirşey yapmadan sadece oturmayı. Bu aralar çok yoruldum sanırım. Aslında yakın bir zamanda hızlı tempomuz yeniden başlayacak çünkü 2.aşılama için gün verecek doktorumuz. Bu koşuşturmadan çok psikolojik bekleyişler belki de beni güçsüz bırakan.

Çalışıyor olmama rağmen bu günü kendime dinlence günü ilan ediyorum.Stresi ve olumsuz düşüncelerimden arınacağım bugün, kararımı verdim; işe bir bardak ıhlamurla başladım mesela. Kokusu içimi huzurla doldurdu bile, Loreena Mckennitt usul usul benim için söylüyor bugün parçalarını.Güneş az da olsa sıcaklığıyla direncimi artırıyor gibi.Ben bugün herşeyi görmek istediğim gibi göreceğim hepsi bu.

Sağlık ve huzur hep bizimle olsun, sevgiyle ...




11 Kasım 2013 Pazartesi

Siz hiç ....

Gönlüm isterdi ki bu yazıya " Siz hiç ... " diye başlayıp, sonrasını paraşütle atladınız mı, uzayda yaşamayı düşündünüz mü ya da nebileyim işte herhangi bir soruyla bitirebileyim. Ama hayat size bazen öyle şeyler sunuyor ki herşeyin bir rüya olmasını diliyorsunuz.Bu olay benim başıma geldi öyle mi diye düşünmeden edemiyorsunuz.Bu öfke ya da kızgınlık bir isyandan öte, inanamama ya da konduramama sanırım... Ve düşünmeden edemiyor insan: Bütün bu yaşananlar birer kader mi ya da çocukluğumuzdan gelen eksiklik ya da arayışlar mı... Siz hiç ailenizden birini ya da bir yakınınızı cezaevine bırakıp geldiniz mi?

Geçen çarşamba günü 40 yıl düşünsem yine de olmaz dediğim bir haber aldım: Kız kardeşim hapse girecekti.Yazarken bile bunun bir oyun olmasını dilesem de ne yazık ki gerçekler değişmedi. Üstelik suçu öyle masumdu ki: Eşine güvenip, boş bir kağıda imza atmak. Öğreniyoruz ki eşi ciddi bir meblağ değerinde bir taahhütname doldurup, borcun altına girmiş. Ödeme şansı olmadığı için de hapis cezasıyla cezalandırılacaklardı. Kardeşim bir öğretmendi ve üstelik bir anneydi. İnsan böyle durumlarda hangisine üzülür ki... Geride kalan 1.5 yaşındaki kızına mı, ciğeri parçalanan annemle babama mı, bunu hiç haketmeyen kardeşime mi, geride kalan bizlere mi...

İşin en zor yanıysa babamla beraber kardeşimi cezaevine bırakıp gelmemiz oldu. İnsan başına gelince anlarmış herşeyi, ne kadar soğuk bir alan, ne kadar soğuk bir yermiş orası öyle.Rabbim kimseyi düşürmesin öyle yerlere.Her taraf tel örgülü, içerisi nasıl bilen yok, özgürlüğün yok herşeyden önce.

Hayat bu işte.Ne yaşayacağın, başına nelerin geleceği hiç belli olmuyor.Rabbim herkesin yardımcı olsun.  

Eğer geçen hafta yapılan aşılamam tutarsa, bu kadar stresin ortasında bir mucize "ben varım " derse sanırım biraz olsun moral olacak bizlere.

Görüşmek dileğiyle...

5 Kasım 2013 Salı

Beklemek Lazım

Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi geçen cumartesi aşılamam yapıldı. Heyecanlıydım ama bir o kadar da rahattım. Belki de içimdeki umut ya da nebileyim doktorumun sakin sakin işlem sürecini bana anlatması belki de..

Saat 11'de biten aşılamam sonrasında 2 gün boyunca sürekli bir ağrı ve sancı oldu bende. O kadar araştırmaya rağmen aşılama sonrası ağrı kısmını atlamış olmalıyım ki bir ara gerçekten panikledim.Öyle bir psikoloji ki en ufak bir detay bile olumlu mu ya da olumsuz mu gibi düşüncelere sürüklüyor insanı.

Baktığın her yer bebek oluyor mesela ya da her gördüğün kadın karnı burnunda geziyor sanki. Ne çok ümitlenmek istiyor insan ne de umutsuzluğa kapılmak. Hayırlısını istemekten başka birşey gelmiyor elimden.

Şimdi 15 gün beklemek gerekiyormuş. Dilerim bu yolda çaba harcayan herkesin rüyası gerçek olur.

Sevgiyle kalın ...

1 Kasım 2013 Cuma

Hadi hayırlısı : )

Geçen hafta kullanmış olduğum Klomen hapım ( o nasıl ilaçsa öyle 5 gün boyunca barut

gibiydim adeta.nasıl bir asabiyet yaptı bende . Dün doktorum haptan değildir o sen heyecan

yapmışsın dese de inandırıcı değildi bence ) , dünkü doktor kontrolümden sonra cumartesi

gününe yani yarına aşılama yapılmasına karar verdik. Bakmayın öyle havadan sudan bahseder gibi

yazdığıma, yüreğim ağzımda yaşıyorum dünden beri. Dün akşam 22.de yumurta çatlatma iğnem

yapıldı ve 36 saat sonrasına aşılama yapılacak. Çevremden duysam da aşılama,

tüp bebek tedavisi, vs.

Bana o kadar uzak gelirdi ki bu konular. İnsan yaşayınca işinin piri oluyormuş, anladım.

Bütün internet sitelerini taradım konuyla ilgili.

Bazen üzüldüğüm anlar da oluyor elbette ama bazen de öyle yazılar okuyorum ki

mutluluk yayılıyor yüzüme. Ama bildiğim birşey var ki; nasipten öteye gidilmiyor.

Eğer bu satırları okuyorsanız; anne- baba olmak için uğraş veren herkes adına

dua etmenizi rica ediyorum. Bu yol hem uzun hem de meşakkatli bir yol.

Yarına hadi hayırlısı :)

30 Ekim 2013 Çarşamba

Vasat

Dün çocuk - ergen eğitimi konulu bir seminere katıldım. Durum içler acısı. Konuşmacı eğitim uzmanı olmasına rağmen ne konuya hakim ne de cümlelerine. Sinevizyon gösterisi eşliğinde kitaptan alınmış cümlelerle ne kadar tartışılır ya da ne kadar verim alınabilir ki bu konu üzerine.

Çocuk ya da ergen eğitimi başlı başına önemli bir konu zaten. Bu mesleğin eğitimini almak, üstüne master için uğraşlarda bulunmak kendini geliştirmek değilmiş, bir kez daha öğrendim.

Daha fazla çocukla ya da ergenle içiçe olup, birebir yaşayabilmek mesele. Kitaplarda yer alan bilgilerin çoğu hayata geçirilmediği sürece hangi okulu bitirdiğinizin, kaç kitap okuduğunuzun  ne önemi olabilir ki...

Kitaplarını okuduğum ve bu konuda kendime yön verdiğim o kadar çok yabancı yazar var ki. Herşeyden önce anne - baba olup, kendi çocuklarını da gözlemleyip, usta bir şekilde biçimlendirilmiş öyle eserler sunuyorlar ki hayran oluyorum adeta.

Kısacası sonuç vasat. Yüreğim ve ceplerim boş döndüm bu seminerden. Harcanan 3-4 saatlik zaman sonucunda cebimde deneyimler, yeni bilgiler olmalıydı oysa.

Ben kendi bilgimle bu yola devam etmeliyim, bir daha ki sefere kadar ...

28 Ekim 2013 Pazartesi

Gel-git-ler-im


Sert bir soğuk görmesem de ızdırap dolu günler oldu kış aylarım..Kış demek yalnızlık demekti  benim için.Okulda olmayı, evden uzakta olmayı tercih ederdim hep. Hele bir de bayram tatilleri varsa moralim hepten bozulurdu. Oysa tüm arkadaşlarım daha ocak ayından başlarlardı tatil günlerini hesaplamaya. O zamanlar anlamazdım bu  evden kaçışlarımın sebeplerini.. Zordu.. Tek bildiğim buydu.Bütün arkadaşlarım üniversitede okuyacakları bölümün planlamasını yaparken ben herhangi bir bölüme gitmeye bile razıydım.Annem babam uyurken ben uyanık olurdum genelde ki bu yüzden okuldan gelir gelmez uyumam gerekirdi. Bütün geceler benim olurdu, sabah saatlerine kadar okur, gönlümce yaşardım bu ben'i. 

Ailem her ne kadar modern bir aile, anlayışlı bir ebeveyn olduklarını söyleseler de hiç uyuşmadı yıldızlarımız. Babam gayet sert bir insandı ( halen öyle ), doğru onun doğru dediği olurdu her zaman. Hata yapma lüksün olamazdı bir kere, son söz hep babanın olurdu, söz hakkımız olmazdı evde, ayrı bir odam yoktu tabi o yıllarda, evler de sobalı zaten, aynı odada oturur, aynı odada tv izlenir ( pek bir sohbet edilmezdi bizim evde) ve ben böyle büyüyüp giderdim.

Ben bütün bunları yaşarken daha zor şartlarda yaşayan arkadaşlarım da vardı ama benim sıkıntım şartlarımdan öte içinde bulunduğum aile ortamımdı sanırım.Yine de şükrettim iyi ki varlar diye.Ben gün gelecek evden ayrılacak ve yaşamımı istediğim gibi şekillendirecektim nasıl olsa. Öyle de oldu, üniversite ile başlayan evden gidişim, çalışma hayatı, evlilik derken bugünlere geldim işte.

Kış aylarını seviyorum artık. Tatillere doyamıyorum bir kere. İşten kaçış değil ama benim sevmelerim; eşimle, oğlumla, sevdiklerimle geçirdiğim vakitlerin daha bol olması huzur veriyor yüreğime. Üçümüz de sabah saatlerinde evden çıkıp akşam bir araya gelsek de birbirimize anlatacak o kadar çok şeyimiz oluyor ki. Oğluma da söylerim hep; o kadar şanslı ki, herşeyden önce sağlıklı, onu anlayan bir anne babası var,  kendine ait bir odası var, günlerce oyuncakları dağınık kalsa da kendine ait bir yaşam alanı var bir kere.

Haftanın ilk gününde iç hesaplaşmamın sebebini anlamasam da bir anda yazma ihtiyacı hissettim sanırım. Omuzlarımdan bir yük eksildi sanki. İlla cümlelere dökmek mi gerekir oysa içindekileri anlatabilmek, rahatlayabilmek için.. Bazen gerekiyormuş demek ki...

Herkesin bir hikayesi var çocukluğundan, gençliğinden. Mesele içinde bulunduğun an nasıl olduğunsa şükürler olsun Rabbime, dileğim herkesin bahtı güzel olsun. Nerede çalıştığınızın, nerede büyüdüğünüzün hiçbir önemi yok, kendinizi geliştirmek adına ise çabalarınız yolunuz açık olsun derim.

Sevgiyle kalın : )



21 Ekim 2013 Pazartesi

Öyle de güzel böyle de güzel : )




Dokuz günlük tatilin ardından merhaba :)

Ne güzel oldu böyle uzun uzun dinlenmek. Günlük güneşlik bir hava, ailem, sevdiklerim...

Daha ne ister bu gönül ?

Mesainin ve okulun başlamasıyla beraber hızlı tempoda yürüyen hayatımız "start" alsa da;

Eğer içinizde varsa yaşam sevinciniz, hiçbir şey engelleyemez sizi. Yenildiğimiz, moralimizi

bozduğumuz, yolunda gitmeyen zamanlarımız olsa da zaman zaman, bu an'lardan kurtulmak

bizim elimizde. Güzel bir hafta olsun inşallah. Çalışmanın da dinlenmenin de ayrı bir tadı var,

öyle de güzel böyle de :)









11 Ekim 2013 Cuma

İyi Bayramlar : )


9 günlük tatilin başlamasına ramak kaldı.
 
Herkesin Kurban Bayramını kutluyorum,
Diliyorum herşey gönlünüzce olur,
 
Sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlara inşallah:)

7 Ekim 2013 Pazartesi

Karamsar olmak yok !

Soğuk bir ekim sabahından herkese günaydın:)
Müdürlüğümüze atanan müdür görevine başlayadursun, yazışmalar, sistem değişiklikleri, vs. uzun bir haftaya merhaba derken okuduğumda, yaşamanın, sağlıklı olmanın ve belki de en önemlisi
UMUT EDEBİLMENİN
verdiği hazzı yaşadığım bir şiiri sizinle paylaşmak istedim.
Herşey gönlünüzce olsun...
 
 
''Rüzgardan mamuldür hayat geçip gider.
Lakin fırtınanın dinmesini beklemek değildir yaşamak.
Yağmurda dans etmek kırılan bir bileğin üstünde seksek oynayabilmektir.
Yani ki yaşamak ciddi hadisedir
Başlayan her şey bitmekle kaimdir.
En uzun en çaresiz geceni düşün sabah olmadı mı?
Ey adem! yazgının sisifos'tan ayrı olduğunu kim söyledi sana?
Hani şu ömrü boyunca bir kayayı dik bir dağın doruğuna yuvarlamaya mahkum edilen bahtsız.
Ne zaman doruğa ulaşsa kaya elinden kaçar ve sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır
Yolu yok!Bulup buluşturacak gerekirse borç harç denkleyeceksin. Umut edeceksin.
Çünkü güneş yalnızca umut edebilme kabiliyetini olan insanların yüzü suyu hürmetine doğar.
Karamsar olmaya hakkın yok iyi olacağız iyi...

30 Eylül 2013 Pazartesi

HSG : Korkuttun beni...

Günaydın,

Eylülün son gününden, yeni bir haftadan merhaba;

Öncelikle mesaj ve yorumlarıyla desteğini esirgemeyen arkadaşlarıma teşekkür ederim, mutlu oldum.

 Geçen hafta bahsettiğim gibi korkarak girdiğim haftasonundan güzel haberlerle dönmek beni ve ailemin kafasındaki soruların birçoğunu ortadan kaldırdı. Şükürler olsun Rabbime.

Nasipse 2.çocuğumuz olsun istiyoruz ve bunun için aşılama yapılması gerekiyor. Bunun öncesinde rahim röntgeni denilen HSG 'nin çekilmesi gerekiyormuş.İlk defa duyduğum bu olay ilgili internette o kadar çok yorum var ki, ister istemez korktum tabi ki.. Doktorum HSG için anestezi uygulanması gerektiğini söylediğinde her zaman ki gibi panik yaptım.

Her ne kadar işlem 10 dakikalık deseler de hazırlanma ve sonrası 3-4 saati alan bir işlem oldu.Cumartesi sabahı doğumhaneye alınmamla başladı ilk aşama, damar yolunu açmak için serum taktılar ve röntgen odası, doktor ve anestezi uzmanının uygun zamanı geldiğinde röntgen odasına alındım. Anestezi ve kısa süreliğine uyku hali.O nasıl birşey öyle, insanın genzini yakan iğrenç bir sıvı. HSG ile rahim ve yumurtalıkların röntgeni çekilmiş oluyor ve aşılama öncesi son etap tamanlanmış oluyormuş.

Uyandığımda ağlıyordum, çok korkmuştum, bundan olsa gerek..

Sonrasında doktorumla görüştük ve herşey yolundaydı nihayet:)

İçeride olduğum süre içerisinde kapıdan bir dakika bile ayrılmayan eşim ve ailem...Onların orada olduğunu bilmek insana hem güven veriyor hem de stresle beklediklerini bilmek üzücü oluyor çünkü elinde gelen hiçbirşey yok..

Şükürler olsun şimdi iyiyim ve işimin başındayım.

NOT: Eğer HSG çektirmeniz gerekiyor ise anestezi olmadan yaptırmayın, ağrılı bir işlem oluyor çünkü ve eğer imkanınız var ise özel bir hastanede yaptırın, belki ücret olarak fazla oluyor ama sanırım devlet hastanelerinde anestezisiz işlem yapıyorlarmış.

Herkese sağlıklı ve sevgi dolu bir hafta diliyorum,görüşmek dileğiyle...




27 Eylül 2013 Cuma

Korkuyorum

Aslında uzun uzun yazmak değil duygularım. Tek bir cümle herşeyi anlatıyor bana bugün: Korkuyorum...

Yarın sabah küçük bir operasyon için anestezi yapılması gerekiyor.Yazmak o kadar kolay ki aslında; küçük bir operasyon. E o zaman ne var bunda korkacak diyorum kendime. Sanırım "anestezi" kelimesinin soğukluğu insanı ürküten. Offf ağlamanın ne yeri ne de zamanı. Hani kocaman yüreğim vardı benim hani aşamayacağım, başaramayacağım hiçbişiy yoktu, e hani nerde o güçlüklere karşı savaşan "ben" ...

Dilerim herşey güzel olur... Sevgiyle kalın....


25 Eylül 2013 Çarşamba

Ev Yapımı Tarhana :)

Tarhana deyip geçmemek gerekiyormuş anladım:)

Ne kadar zor ne kadar eziyetli bir işmiş tarhana yapmak...

Her ne kadar annem ve kayınvalidem kışlık tarhanamızı yapmış olsalar da girdim bir kere bu işe.Her yörenin hatta her kadının kullandığı malzeme ve yapışı farklı olsa da aklıma yatanı tercih ettim ben.Hamuruna ayva yaprağı, kimyon koyan bile varmış.

Bizim yöremizde tarhana otu kullanılır biber ve soğanı kaynatılırken. Kokusu kötü kabul ediyorum ama otların herşeye deva olduğunu düşünenlerden olduğum için tarhana otu kullandım ben.

Diğer blogger arkadaşlarım gibi resimlerler paylaşmak isterdim ama inanın vaktim yok buna. Olur da siz de benim gibi gözünüzü karartıp bu işe kalkışacaksanız paylaşmak istedim;

2 adet domates, 1 kilo soğan ve 1 kilo biber ile tarhana otunu kaynattım. Sonra da un ve biraz irmil ile yoğurdum. Bu şekilde 2-3 gün bekleteceğim tabi arada yoğurmak şartı ile. Gerisi kolay, hamuru küçük parçalar halinde kurutmak ve un haline getirmek. Zahmetli ve yorucu:)

Mesele burda tarifini ya da nasıl yaptığımı anlatmak değil ama. Önemli olan "ben başardım" diyebilmemdi.Aferin bana dedim dün akşam kendime. Küçük ya da büyük farketmez, istekli olmak ve başarmak için harcanılan emek önemli bunu biliyorum.

Güzel günlerde görüşmek dileğiyle, sevgiyle... :)

23 Eylül 2013 Pazartesi

Zor


Dünyanın en güzel duygusudur anne olmak, gözünün içine bakarsın sürekli, yemek yedi mi, üşüdü mü, okula giderken dikkatli oldu mu, terledi mi.... Bu cümleler böyle uzayıp gider sanırım. Hepsi birer kaygı belirtisi değil midir oysa. Aklımızın yüreğimizin bir köşesi onlarla sürüklenip gidiyor durum böyle olunca.
Öyle arkadaşlarım var ki, çocuk düştü mü, uyudu mu ya da ödevini yaptı mı, vs. düşünmeden karnı geniş bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar, neden diye sorduğumda da sorumluluk erken yaşta edinilirse özgür bir birey olabileceğini söylüyorlar. Düşünüyorum da ben çocuğunu sıkan ya da aman terlemesin aman bunu  da yesin diye koşuşturan bir anne değilim ama bazen fazla ince düşünüyorum sanırım. Sonra da ummadığım bir kelime ya da beklemediğim bir hareket gördüğümde fazla kırılgan oluyorum.
Bir kere çok hareketli bir oğlum var, yolda hiç dümdüz yürüdüğünü görmedim, duvar tepelerinden atlamalar, sekerek koşmalar.İçimin yağları eriyor derler ya öyle oluyorum bazen.
Bütün bunların yanında zor bir çocuk bir kere, "hayır" kelimesine tahammülü yok, mutlaka nedeninin öğrenmek istiyor: Dün soruyor parka gidelim mi diye, bugün gitmeyelim dediğimizde "neden" sorusu geliyor hemen. Okuduğum kitaplarda ya da izlediğim programlarda "mola zamanı" diye bir süre uygulamamız isteniyor çocuğun kızgın yada öfkeli olduğu zamanlarda. Bunu kaç ebeveyn uygulayabildi merak ediyorum doğrusu.Her yazılan ya da her söylenilen her çocuk için geçerli değildir öyle değil mi?
Böyle mum gibi duran, sürekli oturan ya da nebileyim herşeye tamam diyen bir çocuk sorunlu çocuktur derler ama bazen daha uyumlu bir çocuk modeli olabilirdi diye düşünmeden de edemiyorum ne yazık ki..
Aslında kendime de kızıyorum bazen, ( eşim okusa cümlelerimi kendime haksızlık ettiğimi söyleyecektir biliyorum) ona yeteri kadar zaman ayıramadığımızı düşünüyorum.Haftanın 5 günü çalışıyoruz, işten eve geldiğimde yemek, evi toplamak, vs. kadın işleri derken geçiyor, sonrasında ödev kontrolümüz oluyor. Haftasonları kurs, akraba ya da arkadaş ziyaretleriyle geçiyor bazen.
Zaman 24 saat, ve bu zamana daha programlı daha planlı bir yaşam sığdırmalıyım anlaşılan, bunlar da bir geçiş dönemi biliyorum, benim hep umudum var, güzel günlerde görüşmek dileğiyle :) 

16 Eylül 2013 Pazartesi

aşk üç harftir

1 aylık tatilden sonra işe başladım bugün. Sabah erkenden uyanmak, kızarmış ekmek kokusu,  bir fincan çay, sonbaharın esintisi, okul telaşı... Hepsini o kadar özlemişim ki.. Dilerim herkes sağlıklı olmanın, bir ailesinin olmasının mutluluğunun farkındadır.. İç dünyasında fazla yolculuk yapan biri olarak ben, bugün, bütün bunların yanında en önemli huzurun ailedeki huzur olduğunu anladım bir kez daha. Eşime borçluyum bunu, varlığı öyle güzel bir hediye ki bana. İşte bu yüzden;

                                                      ve diyeceğim ki
                                                       aşk güzel şey..
                                                           vaktinde
                                       ve doğru insanla geldiği sürece…
                                                         Ahmet Telli

10 Eylül 2013 Salı

Tatil- de- idim

Merhaba,

Rüzgarın yönünü değiştirip serin serin esmeye başladığı, adım adım sonbaharın geliyorum dediği bir zamanda nasip oldu tatil gitmek..

Bütün bir yıl çalışıp azimle bu günleri beklemenin tadı hiçbirşeye değişilmez. Sabredersin, gün sayarsın ve işte o hafta gelir bulur seni..Sizi bilmem ama deniz olmadan tatil olmaz diyenlerdenim ben, bir başka huzur var kokusunda, derinliğinde..Sanki üzerinde ne kadar duygu birikimi varsa alıp gidiyor senden, uzun uzun izlemek bile yetiyor hissetmeye..

Bu yıl ki tatilimizde daha önce farkına varmadığım ya da farkedip de görmezden geldiğim o kadar çok detaya takıldım ki; şöyle;

1- Fotoğraf çektirmeyi çok seven bir milletiz bir kere , havuzda (hatta merdiveninde), yandan profil rujlu dudaklar, elimizde kadeh (nasılım ama bakışları), ya da iki arkadaş sırt sırta yaslanıp biz çok iyi dostuz havaları...

2- Eğer "bedava" kelimesini okuduysak ya da duyduysak orda bitiyoruz, toksak aç oluyoruz birden.

3- Alışveriş yapacaksın mesela, ( sanki tatile geldiğimiz alnımızda yazılı), içeri girer girmez tatile geldiniz heralde ile başlıyor cümle, alışveriş sonunda tutarını soruyorsun, cevap herkese aynı: "Sana ........ TL. olur " İlk zamanlar özel hissediyordum kendimi, vay be diyordum ne kadar ince insanlar...Herkese özel muamele varmış meğer, madem öyle niye "sana ya da size şu olur" diye başlayan cümleler kurulur ki...

4- Cesaret konusunda diğer ülkelere göre geri plandayız sanki, kendimden biliyorum havuzdaki kaydıraktan kaymam tam 3 günümü aldı ama başardım:) Sonunda eşim ve oğlum başta olmak üzere başarımı görenlerin alkışı eşliğinde tabi... Ama turistlere falan bakıyor insan, tersten , önden, zıplayarak her şekilde kayıyorlar paşalar gibi, sadece ben değildim kayamayan tabi, bu konuda yandaş bayan arkadaşlarım da vardı :)

Daha yazacak o kadar çok şey var ki aslında.. Zamanı gelince sanırım, sevgiyle kalın.... :)



28 Ağustos 2013 Çarşamba

Ben ne zaman


İlk durakta inmek istiyor bazen insan..

 
Hayatımıza giren çıkan insanlar tren garlarını hatırlatıyor bana, bir duraktan başka bir durağa gitmek gibi.. Tanışıyorsun, paylaşıyorsun, alışıyorsun, özlüyorsun ve sonra ya hayatına kitleyip yüzleri seviyor ya da ilk durakta hoşça kal diyorsun..


Adını "hayat" koyduğumuz yolculuğumuzda kaç insanı alıyoruz yanımıza ya da kimlere veda ediyoruz bilemiyorum.. Bildiğim şu ki her yolculuk, yeni bir başlangıca gebe..

 
Kimilerine işkence olan otobüs yolculuklarını sevmem bu yüzden olsa gerek.. Cam kenarı olmasın ama koltuğum, sıkılırım ben, hem koridor kısmında yeni arkadaşlıklar edinirsin, gece boyunca yolu gözetlersin, oysa cam kenarında sadece uyursun, başını yasladığın pencerede kaç kişinin parmak izi vardır kimbilir, kaç kişi üzgün ya da mutluluk gözyaşlarını akıtmıştır değil mi...

Nerden nereye... Şarkı dinlemeyi yasaklamam mı gerekiyor kendime bilmiyorum..Ne düşüncelere dalıp gittim yine. Blogun adını neden "ben nezaman " diye adlandırdığımı kendim bile bilemezken biraz önce ne tesadüf  bir şiire rastladım. Ben nezaman diye başlıyordu şiir, bir yerde kesişiyor işte duygular, düşünceler..İzninizle birkaç satırı paylaşmak istiyorum;
( Şiir yine Murathan Mungan'dan.... )

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Ne tuhaf, vaktim olmazdı
yalnızlığı bunca bilirken
kendimi hiç yalnız sanmazdım
çevremde hep birileri vardı,
ben hep birilerinin yanındaydım
günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
elde olmayan nedenle
sudaki halkalar gibi genişleyen
küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
birbirimizi çok sevdik hep
yıllarla azala azala

23 Ağustos 2013 Cuma

Fırtına

Ne geçmiş tükendi ne yarınlar
                                                                 Hayat yeniler bizleri
                                                         Geçse de yolumuz bozkırlardan
                                                               Denizlere çıkar sokaklar...
 
Der ya şiirinde Murathan Mungan...Ve ona can verir ya Yeni Türkü... Ne zaman boğulacak gibi olsam yetişir imdadıma..Üzülme der sanki bana, şükür herşey yolunda bak...Yaslan hadi omzuma da ağla usul usul...Kimse görmeyecek gözyaşlarını...Neden utanır insan ağlamaktan..Gülmek kadar doğal değil midir oysa...Öyle yetiştik, yetiştirildik sanırım bilemiyorum.
Erkeksen eğer "erkekler ağlamaz" , yok kız isen de "ağlama öyle bakim sümüklü derler sonra"...
Kimimiz aştı kendini, kimi de içine akıttığı yaşlarında boğuldu gitti.Kendinin farkında olmak bazen ağır geliyor be insana...
Ben çalan "fırtına" da yenilenmeye çalışırken oğlum "Şirinler" izlemekte...Ben hangi şirin olurdum düşünmeden edemiyorum bazen...
Sevgiyle kalın... :)
 
 



16 Ağustos 2013 Cuma

Kız bizim Oğlan bizim :)

Malum düğün sezonu açıldı, hafta içi hafta sonu park ve düğün salonları misafirlerini

ağırlamakta.Herşey iyi hoş da her konuda diğer ülkeleri pek bir güzel örnek alırız, eğitim,

sağlık, yollar, binalar derken pek bir güzel taklit ederiz de, bir bu düğünleri değiştiremedik.

Evimizin karşısında park var, bu akşam da kına gecesi var, bir türlü anlayamadığım türden bir

eğlence modeli..Herkes süslenmiş, saçlar bol lüleli, gözler olabildiğince mavi ve mor

boyalı..Orkestra dakika başı "maaşallah" naraları artıyor.Arada bir "hayda kollar havaya" diyor

ve herkes otomatikmen kolları havaya kaldırıyor. Ortamda anlamıyorsun da komikliği böyle

dışarıdan izledin mi al sana bol kahkaha... Ha bir de şöyle bir durum var, bir güzel oynuyor

herkes, herşey güzel, herkes mutlu..Derken kesiliyor müzik, göğüs dekolteli abiye kıyafetli gelin

bir anda köylü ayşe modunda bindallı ile sahnede, fonda kendini ağlamak zorunda hissettiğin

"annemin yelkeni olsa da gelse, babamın atı olsa da binse de gelse" müziği...

Eee biz Egeliyiz, gece sonunda harmandalı olmazsa olmazımız...

Hani biz değiştirmiştik herşeyi, hani biz gelişiyorduk... Farklı birşeyler olmalı, en azından

ben öyle düşünüyorum..

Güzel bir haftasonu olması dileğiyle,sevgiyle :)

15 Ağustos 2013 Perşembe

bir havam var ki :)

         Dün işten çıktım, eve yürüyorum...Bir hava var ki bende sormayın, gören de yeni bir şey icat

etmişim ya da nebileyim 6'lı falan tutturdum sanacak. Hani oldu da biri sorsa nedir bu havan dese;

diyeceğim ki;

- Artık blog yazıyorum ben!

- Eeeee...

Diyeceği bu kadar eminim,Ya da o da nedir diyecek?

- E işte blog yazıyorum, yeni arkadaşlıklar edinirsin hani, yemek tarifleri alırsın, gelişir, geliştirirsin,

hayata dair istediğin şeyleri alabilirsin....

Hele böyle ananem falan sorsa, alacağım yanıtı da biliyorum;

- Ben sana kimselere güvenme demedim mi, her türlü kötülük internetten bulaşır demedim mi, bak bi

de oğlun var tam tamına 9 yaşında, o da öğrense neler yaptığını,vs....

İnsan kendini bir anda aranan suçlu, kötü işlere bulaşmış kaçak hisseder, biliyorum.

Neme lazım, ben kimselere anlatmadan bu durumu yürüdüm eve doğru.Tamam biliyorum başım göğe

ermedi böyle yazmaya başlayınca, ya da maaşıma zam da yapılmadı.Ama bildiğim bir şey var ki biz

kadınların konuşması, anlatması, günlük hakkımız olan 24000 kelimeyi tüketmemiz lazım, aksi takdir

de söze dökülmeyen kelimeler bonus olarak geri dönüyor.

Benden bu günlük bu kadar, sevgiyle kalın:)

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Serzeniş

Sizi bilmem ama ben çevresindeki insanlara kendinden de fazla değer veren biriyim.İşte bu yüzden olsa gerek en büyük zararı da hep en yakınımdaki insanlardan görürüm.Bilirler en zayıf yanlarımı,neyi sevip nelerden hoşlanmadığımı.Onların beni keşfetmesini beklemeden ne var ne yok herşeyimi anlattığım için ne üzmekten çekinirler ne de incitmekten.
Oysa bir insanı ne kadar çok tanırsanız tanıyın, bilmediğiniz yanları mutlaka vardır değil mi?Sözüm ağzımda, yüreğim elimde olduğu için, ne yazık ki ben, ordan oraya savrulurum bazen duygularımın dehlizlerinde...
Kolaydır kırmak, gitmek de öyle...Ama kırılıp da eskisi olan birşey gördünüz mü hayatta?Kırıldım ben, sanırım bu yüzden bugün uzun uzun dalıp gitmelerim..
Candan Ünal bir yazısında aslında öyle güzel özetlemiş ki bugün hissettiklerimi, kimseye hakettiği değerden fazla değer vermemek gerektiğini bilsem de bu "ben" dinlemiyor, nafile...


Aşklardan, ilişkilerden, insanlardan daha büyük bir karmaşası var aklın, kendisi! Neresinden bakarsan bak kendine hükmedemiyor insan, yoksa bu ego neyin ve kimin simgesi?

En çok kendimden kurtulmak istediğim gece yarılarında, nereye ve ne kadar uzağa gidebileceğimi düşünürken, düşüncemin dolaştığı bedenden bile bir adım uzaklaşamadığımı fark ettim ve o zaman daha büyük bir kaçış arzusu sardı ruhumu.

Sonra ruhumla zekam arasındaki, ruhumla bedenim arasındaki, bedenimle zekam arasındaki sınırlı o dengeyi düşündüm. Hepsi birer halkaydı ve zincir dediğin de sonsuza kadar uzayıp gidiyordu.

Aşkın neden var olduğuna, bizlerin enden aşık olduğuna, aşık olunca neden başka biri gibi olduğumuza yordum aklımı, aklım yoruldukça kapandı gözlerim, bir ağırlık çöktü bedenime ve o an anladım ki; bu bir kaçıştı kendimden ve işin tuhafı kaçtığım yer en dipteki ben!

O yüzden biz olmadığımızı anlamamız gerekmez mi? O yüzden aslında her şeyden daha aşağıda ve daha az olduğumuzu görmemiz gerekmez mi?

Her kim olduğumuzu sanıyorsak, o değiliz ve aslında birbirimizden de farklı değiliz. Öyle ya; aramızda ölmeyecek olan var mı? Nefes almadan yaşayabilecek olan var mı? Yani hepimiz aynı bedensel ve yaşamsal özelliklere sahibiz. Paramızın az veya çok olması, görüşlerimizin farklı olması ve görünüşlerimizin değişik olması dışında, ne ayırıyor bizi? Temelde hepimiz aynı yolun yolcusu değil miyiz?

O zaman ne gereğinden fazla severek yüceltmeli insan karşısındakini, ne kendini o yükseklikte bir yere koymalı çünkü ayrımlar, ayrılıklar ve üstünlükler sadece bu dünya üstünde değerli. Toprağın altında sen de ben kadarsın, ederimiz de belli!

13 Ağustos 2013 Salı

Yalnız Bir Opera

Bir yarış halinde olduğumuz yaşam kavgasında birçok güzelliğin farkına varamadığımızı düşünüyorum bazen..İş, okul, stres, maddi kaygılar derken bugünü yaşamıyor, ya dünde takılıp kalıyoruz ya da yarına hazır olmadan bugünü düşünüyoruz..30'lu yaşlara gelmiş biri olarak koca bir gerçekle yüzleşiyorum: Ben istediğim, mutlu olduğum mesleği yapmıyorum..
Bazen diyorum ki; keşke şiir yazmak gibi bir kabiliyetim olsaydı mesela..Kitaplarım satsaydı yüzlerce..Dörtlük falan sevmem ben, devrik cümlelerle kursaydım dizelerimi...Neler değişirdi bilmiyorum ama en sevdiğim şiirlerden birini okudum biraz önce: Murathan Mungan ve Yalnız Bir Opera.... Duyguları acıtsa da okurken, sonu umutla biten harika  bir şiir...

Yalnız Bir Opera

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda.. Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim.. Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim.. Ben sende bütün aşklarımı temize çektim.. İmrendiğin, öfkelendiğin.. Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim.. Yani yaşamışlık sandığın.. Geçmişim.. Dile dökülmeyenin tenhalığında.. Kaçırılan bakışlarda.. Gündeliğin başıboş ayrıntılarında.. Zaman zaman geri tepip duruyordu.. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.. Bense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp, günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren, Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim.. Ben sende bütün aşklarımı temize çektim.. Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana.. Bütün kazananlar gibi.. Terk ettin. Yaz başıydı gittiğinde, ardından.. Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.. Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.. Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.. Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından.. Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine.. Çerçevesine sığmayan.. Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine.. Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.. Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe.. Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi.. Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük.. Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını.. Takvim tutmazlığını.. Aramızda bir düşman gibi duran zamanı.. Daha o gün anlamalıydım.. Benim sana erken.. Senin bana geç kaldığını.
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.. Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı. Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk. Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık. Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize. Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana. Şimdi biz neyiz biliyor musun? Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. Birbirine uzanamayan.. Boşlukta iki yalnız yıldız gibi.. Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.. Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca.. Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız.. Ne kalacak bizden? Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim.. Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında.. Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden.. Bizden diyorum, ikimizden.. Ne kalacak? Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada.. Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi.. Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek.. Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz. 
Kış başlıyor sevgilim.. Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor.. Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan.. Oysa yapacak ne çok şey vardı.. Ve ne kadar az zaman.. Kış başlıyor sevgilim.. İyi bak kendine.. Gözlerindeki usul şefkati.. Teslim etme kimseye, hiçbir şeye.. Upuzun bir kış başlıyor sevgilim.. Ayrılığımızın kışı başlıyor.. Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime. Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak.... Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır.. Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır.. İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun.. Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar.. Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz.. Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar, Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar.. Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara, Çağrışımlarla ödeşemezsiniz..
     
Dışarda hayat düşmandır size.. İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz.. Bir ayrılığın ilk günleridir daha.. Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta.. Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup.. Kulak verdiğiniz saat tiktakları.. Kaplar tekin olmayan göğümüzü.. Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç.. Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz.. Bakınıp dururken duvarlara.. Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek, Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında.. Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi.. Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi.. Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına, Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya.. Kendimizi hazırlar gibi. Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi.. Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken, Ve kazanmış görünürken derinliğimizi.. Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde.. Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar.. O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi.. Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar.. Göremeseniz de, bilirsiniz.. Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar. Bana zamandan söz ediyorlar.. Gelip size zamandan söz ederler..Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.Dahası onalar da bilirler.Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.Zaman alır.Zaman alır sizden bunların yükünü..O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe çöker.Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.O boşluk doldu sanırsınız.. Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
 
Gün gelir bir gün.. Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide.. O eski ağrı.. Ansızın geri teper. Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten bitmissinizdir. Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi.. kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık.. Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan.. Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır.. Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla.. Günlerin dökümünü yap.. Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini.. Kim bilebilir ikimizden başka? Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış.. Bir ilişkiyi, duyguların birliğini, Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği.. Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün.. Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya.. Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor.. Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla.. Bunlar da bir işe yaramadıysa.. Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda. Bu şiire başladığımda nerde, Şimdi nerdeyim? Solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden.. İkindi yağmurlarını bekleyen.. Yaz sonu hüzünlerinden.. Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim.. Geçti her cağın bitki örtüsünden.. Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından.. Bakarken dünyaya.. Yangınlarla bayındır kentler gibiyim: Çicek adlarını ezberlemekten geldim.. Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların.. Unuttuklarını hatırlamaktan.. Uzun uzak yolları tarif etmekten.. Haydutluktan ve melankoliden.. Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden.. Duyarlığın gece mekteplerinden geldim.. Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti.. Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları.. Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde, Şimdi nerdeyim? Yaram vardı, bir de sözcükler.. Sonra vaat edilmiş topraklar gibi.. Sayfalar ve günler.. Işık istiyordu yalnızlığım.. Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum.. İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde.. Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. Karardı dizeler. Aşk...Bitti. Soldu şiir. Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden.. Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım.. Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde.. Ask yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım. Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim.. Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu.. El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk.. Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır: Eksiliyorduk.. Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim.. Her otelde biraz eksilip, biraz artarak.. Yani çoğalarak.. Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin.. Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında.. Ağır ve acı tanıklıklardan.. Geçerek geldim. Terli ve kirliydim. Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum.. Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu.. Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de... Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları.. Ve açık hayatları seviyordu. Buraya gelirken.. Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim.. Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri.. Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi.. Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri... panayır yerleri... Ölü kelebekler... Ölü kelebekler... Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim. Adım onların adının yanına yazılmasın diye.. Acı çekecek yerlerimi yok etmeden.. Acıyla baş etmeyi öğrendim. Yoksa bu kadar konuşabilir miydim? İpek yollarında kuzey yıldızı.. Aşkın kuzey yıldızı.. Sanırsın durduğun yerde.. Ya da yol üstündedir.. Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar.. Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar.. Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı. Aşkın bir yolu vardır.. Her yaşta başka türlü geçilen.. Aşkın bir yolu vardır.. Her yaşta biraz gecikilen.. Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler.. Gözlerim.. Aşkın kuzey yıldızıdır bu.. Yazları daha iyi görülen.. Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler.. İlerlerim.. Zamanla anlarsın bu bir yanılsama.. Ölü şairlerin imgelerinden kalma.. Sen de değilsin. O da değil.. Kuzey yıldızı daha uzakta.. Yeniden yollara düşerler.. Düşerim.. Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda.. Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında.. Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler.. Yaşamsa yerli yerinde.. Yerli yerinde her şey.. Şimdi her şey doludizgin ve çoğul.. Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi.. Şimdi her şey yeniden.. Yüreğim, o eski aşk kalesi.. Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden.. Dönüp ardıma bakıyorum.. Yoksun sen.. Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.