29 Aralık 2014 Pazartesi

Yepisyeni Yıl



Nerdennnn nereye... Geriye dönüp baktığımda neler de yaşamışım.. Gülmüşüm, ağlamışım, kapıları 

kapatmışım kimisine, kimisine yeniden güvenmeyi öğrenmişim. An gelmiş günlerce canım sıkılmış 

hiç olmadık şeylere ya da öyle bir an gelmiş ki hiç olmadık bir olayla gökyüzüne salıncak kurup 

sallanmışım çocuklar gibi. 

Ben Mavi... En sevdiğim renk olmasından sanırım herşeyi maviye boyamam. Farketmez tonunun 

açıklığı koyuluğu... Huzur, mutluluk, anlayış, şefkat kokan rengim ben....

Aman aman beklentilerim olmaz yeni bir yıl öncesinde. Bilirim ki aldığım her nefesten ötürü şükran 

duyduğum Rabbim hayırlısı ise nasip edecektir bizlere beklentilerimizi. Yeni yıl öncesinde ışıl ışıl 

sokakları sadece görünümünden ötürü sever, gelecek elektrik faturalarından ötürü can sıkarım 

sonrasında. Hediye falan istemem sırf yeni yıldan ötürü. Her ne kadar liseli yıllarımda küçük 

çekilişler yapsak da arkadaşlarla kendi aramızda şimdilerde yaşanan güzel bir anı olarak kalıyor 

zihnimde ama hala yeni yıl dolayısıyla kendi aralarında hediyeleşen arkadaşlarıma da saygı duymayı 

bir borç bilirim kendime.

Ben herşeyden önce sağlık diliyorum yeni yıl öncesinde. Eğer hayırlı olacaksa gönlümüzden geçen 

her ne varsa nasip olsun inşallah. Üstesinden gelemeyeceğimiz sınavlardan korkarım. İşte bu yüzden 

herkese ailesiyle, sevdikleriyle birlikte olacağı, huzuru ağız tadı yerinde olacak sağlıklı bir yıl 

diliyorum. Hep birlikte sevgi dolu nice güzel yıllara...



12 Aralık 2014 Cuma

Yarın ola ...




"KİBİR EN SEVDİĞİM GÜNAHTIR" der en sevdiğim filmlerden biri olan "Şeytanın Avukatı" nda.

Dün akşam bir kez daha izledik eşimle filmi. Bir kez daha hayran kaldık oyunculuğa, görselliğe.

Düşünüyorum da; bilmediği konu hakkında soru sormayı kibir sayan, en mükemmelin kendisi olduğunu düşünen, yapıcı olmak var iken nasıl olur da yıpratırım diye çaba harcayan, sessizce ama içten içe üzen insanlarla dolu çevremiz.

Artık öyle birşey ki insan kime inanacağını kime güveneceğini bile bilemiyor. Ve sen dönüp dolaşıp kendi kabuğuna dönüyorsun. Nerde dost bildiklerimiz diye canını sıkıyorsun uzun uzun. Kafana takma diyen tipleri de anlamadım hiçbir zaman. Her ne kadar dinlemeye açık olsam da bazen fazla geliyor tavsiyeler. Çünkü herkesin yaşamı kendine. Herkes kendi hayatından sorumlu.

Her ne kadar herkesin yaşamı kendine derken de televizyonda çıkan reklamlara takıyorum bu aralar. Parasızlık ve açlık yaşam standartlarını zorlarken boy boy yiyecek ve içecek reklamlarının ya da kebapların, dönerlerin süslediği sofraların bu kadar teşhir edilmesi can sıkıcı. Alan var alamayan var. Ortası yok zaten bu işlerin. Durumun ya var ya da hiç yok. Herkes bankaya mecbur. Ek hesap denilen şeyi icat etmese bankalar bu kadar insan nasıl döndürürdü bu düzeni merak konusu..

Hiçbir şey iyiye gitmiyor sanki. Umudumu kaybetmek istemiyorum ama dağın görünen yüzü böyle...

Yarın ola hayrola....



13 Kasım 2014 Perşembe

Hoş :)



Uzun bir aradan sonra yeniden burada olmak nasıl da güzelmiş.... Herşey yolunda çok şükür. Sadece yetişemiyorum zamana. İş, ev, okul  derken öyle ihmal ettim ki kendimi bu aralar. Yeniden yazılarda yolumu bulmam dileğiyle... Yağmurlu bir Aydın'dan yürek dolusu sevgiler...  

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Farkındalık



                             Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hiç vaktiniz yok, “Fast live”, “Fast food”, “Fast music”, “Fast love”…

Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in” ler, “out” lar…

Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

birini sevmek için hangi tuşlara basmak gerekir?

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?

Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?

Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?

Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
 
Müşfik KENTER

-------
Ne güzel söylemiş değil mi Müşfik KENTER.. Bugünleri ne güzel de anlatmış...Farkında olacağınız bir hayat yaşamanız dileğiyle...
İyi haftalar :)

1 Ağustos 2014 Cuma

Mavinin Sesi

 

Yeniden anne olacağımı öğrendiğimden bugüne tam bir ay geçti. Bu haberi duyduğum ilk andaki tepkimi saymazsak herşey öyle güzeldi ki.Afallamıştım tabi.Yeniden anne olmak, işim, evim, sorumluluklarım ve kafamın iini kurcalayan onlarca soru.Hepsini bir yana bıraktım dakikalar sonra ve bize "merhaba" diyen bebeğimizi düşünmeye başlamıştım bile.

Ama olmadı. Ona veda edeli 1 hafta oldu. Gittiğimiz onca doktor, hepsinde bir umut arayışı yetmedi onu büyütmeye. Kendimi suçladım önce. Nedenini bilmeden benim yüzümden dedim sürekli. Ben nerede hata yaptım diye üşündüm durdum.Neticede yapacak birşey yoktu ve müdahele ile bebeğimi alacaklardı. Dirensem kime neden direnecektim ki, o büyümüyordu, kalp atışları olmuyordu.

Hastaneden eve geldiğimiz a'nı hiç unutamayacağım heralde. O kadar büyük bir eksiklik ki bu, henüz küçücük olmasına rağmen sanki bana ait birşey bırakmış da gelmiş gibiydim. Artık içimde büyümesini beklediğim, ona dokunmaktan, düşlemekten mutluluk duyduğum bir bebeğim yoktu hayatımda.

Kendi tabirimle " ben kaybetmiştim "

Bunda da vardır bir hayr dediler, üzülme düşüğün arkası yeniden hamile kalırmış kadın dediler, ya sana birşey olsaydı dediler, oğlunu düşün, eşini düşün,sen iyisin ya yeniden olu dediler, dur bakalım herşey nasip dediler, üzüldük, sen üzülme dediler... Dediler de dediler.... Biliyorum, beni düşündüklerindendi bu cümleler ama olmadı işte. Neye yaradı bilmiyorum.

Ben şimdi yaralarımı sarmakla meşgulüm. Kimse faydalı olamayacak bu konuda, ben başımın çaresine bakabilirim yaralarımın.

Hemen ertesi günü kitapıma gittim. "Ben iyi değilim, bana sakin, sessiz, beni yormayan bir kitap önerebilirmisin dedim, bana önce Kristın Hannah kitaplarını önerdi sonra da vazgeçerek elime bir kitap tutuşturdu: Başucumda Müzik.

Kürşat BAŞAR' ın bir kitabı. Ben çok sevdim ve okumaktan çok keyf aldım.

Kitaptan bir alıntı yapacağım ki, beni en çok etkileyen cümlelerden bir kaçı:

" Hayatı kendi başına kurabileceğine, kendi düzeniyle yaşayacağına inanan insanlardan biriydim.Asıl budalalık bu değil mi?
Şimdi anladım ki, hayat bizden büyüktür ve biraz güçlü rüzgar bile kurduğunuz bütün o kumdan kaleleri çocuksu bir keyfle ansızın yıkıverir."
" Hepimiz başkalarının başına gelenleri biliriz, bize ok yabancı görünen hayatları filmlerden kitaplardan öğreniriz.Anlatılardan, hi yaşamasak bile pekçok şey kalır aklımızda.
Ama ancak kendimiz yaşadığımız zaman ne olduğunu gerçekten anlayabiliriz."

Bu da geçecek... Neler geçmedi ki.Hangi yaralar iyileşmedi ki.. Kimileri kabuk bağladı, ara ara kanadı, kimileri de üstüne dikiş atar gibi silinip gitti. İyi olmak zorundayım, önce kendim içim, oğlum için, eşim için ve sevdiklerim için...

Bana bu gücü verdiğin için sana minnettarım Rabbim.



20 Temmuz 2014 Pazar

Sessizlik ...


( Öncelikle mesajlarıyla, telefonlarıyla, yürekleriyle bana destek olan arkadaşlarıma binlerce teşekkür ediyorum... )

SESSİZLİĞE ...

Sessizliğe diyorum, sesimi kime nasıl duyuracağımı bilmiyorum. Perşembe günü doktor kontrolümüzde dr bey bebeğimizin gelişiminin yavaş olduğunu söyledi. İnanmadım. Ona göre 7,5 haftalık olan bebeğimiz benim hesaplarıma göre henüz 5 haftalık. Sonra başka bir doktor, sonra başka bir doktor, hatta hemşireler derken epey yol katettik. Anlamadığım bir doktorun söylediği diğerinkini tutmuyor. Oysa doğru tek değil midir? En trajedik tarafı ise doktorların şuna benzer cümle kullanmaları :
" Hazırlıklı olmak lazım, olumlu düşünün ama umutlanmayın."

Bu nasıl bir çelişkidir, bu nasıl bir yaralayıştır, bu nasıl bir umursamazlıktır. İçimde var olan henüz fasülye tanesi kadar olan yavruma ben onca anlam yükler iken bu nasıl bir caniliktir anlamadım.

............

Beklemekten başka birşey gelmiyor elimden. Elimizden gelen herşeyi yapmamıza rağmen nasipten öteye gitmiyor bazı şeyler.. Biliyorum, olduğu kadar , olmadığı kader.. Olumlu düşünmeye çalışıyorum, içimden bir ses herşeyin yolunda olduğunu söylüyor. Bebeğim sağsalim dünyaya gelecek diyorum sürekli çünkü ben böyle hissediyorum. Olur da bişeyler yolunda gitmezse ve bebeğimizi kaybedecek olursam, haykırışlarım için, yalvarışlarım için beni bağışla Rabbim.

8 Temmuz 2014 Salı

Hamileyim :)



Günaydınnnn :)

Blog yazmaya başladığım günden itibaren bana dair, hayatıma dair pek çok şeyi paylaştım bu sayfalarda.

Dinlediğim, öğrendiğim, meraklandığım, takip ettiğim ve edildiğim arkadaşlarımla sessiz bir dostluğa dönüştü paylaşımlarımız.

Özellikle hayatımın merkezine aldığım yeniden anne olma isteği günlerce meşgul etti duygularımı. Doktorların yüzümüze açıkça söylediği bebeğiniz olmayacak sözleri her defasında yeniden acıtmıştı canımı. Bir oğlumuz vardı ancak yeniden bebeğimiz olmasını istiyorduk. Doktorumuz önce aşılama dedi ve 2 kere başarısızlıkla sonuçlanan aşılama evresinden sonra tüp bebek tedavisine başlamak üzere kolları sıvayacaktık ki, bu yolculuğun bizi gerçekten çok yıprattığını farkettik. İşte bu yüzden biz böyle mutluyuz. Nasip de varsa belki birgün tüp bebek için doktora gideriz derken, tam da herşeyi bırakmışken göğüs ve karın ağrılarım başladı.

İhtimal bile vermez iken, doktora gittiğimde "sen hamilesin " cümlesi öyle heyecan vericiydi ki. Ben hamileydim ve  Rabbim izin verirse yeniden anne olacaktım. Saatlerce ağladım, etrafımdaki insanlara aldırmadan ağladım.Korku, heyecan, şaşkınlık, hayata dair ne kadar duygu varsa birbir yaşadım hepsini.

Henüz kalp atışları oluşmadığı için doktorumuz bu duyguya çok fazla alışmamamı söylese de öyle bir duygu ki bu, sürekli dua ediyorum bebeğimin bizi bırakmaması için.Rutin kontrollere başladık geçen hafta, şimdi tek istediğim kalp atışlarının oluşmasını beklemek.

Anladım ki (doktorumun ilk söylediği şey) ; Rabbim ol derse oluyor. Bu yüzden bir kez daha teşekkür ediyorum Rabbim sana...

Bu yolda ilerleyen herkese diyebilirim ki; çok zor bir süreç biliyorum, biliyorsunuz, umut hep bizimle olsun. Dilerim bebek sahibi olmak isteyen herkes dileğine kavuşur.

Sevgiyle kalın :)



25 Haziran 2014 Çarşamba

senin şarkın!

 


Bu sabah radyoyu açtığımda ilk şarkı... Nasıl bir melodi ki içine çekti beni.

Dün akşam "Behlül" adlı ata binmemin, yaklaşık 15 dakika boyunca atı çeken Kağan'ın, mutluluğunu gözlerinden okuduğum oğlumun, yemyeşil bir doğada güzel bir akşam yemeğinin ve sayamadığım onca şeyin etkisi var sanırım güne güzel başlamamda.
Teşekkür ediyorum Rabbim. Bana yaşattığın onca güzel şeyler için.

10 Haziran 2014 Salı

Bilgeye sormuşlar:)


Biraz önce okuduğum bu keyifli yazıyı paylaşmak istedim sizinle... Sevgiyle kalın :)

Bilgeye sormuşlar. (Genelde hep öyle olur ve bilgenin kim olduğu da bilinmez) Sabah kalkar, işime giderim. Akşam da evime gelir, yatarım. Bu böyle gider durur da anlamam, niye?
Bilge uzun uzun bakar. Sonra da “Her sabahın aynı, her akşamın aynıysa suç kimsede değil, suç sende? Kalkma bir gün de, gitme işine ya da gelme evine ya da yatma bütün gece…. Fark yaratmak, farklı olmak senin elinde. Fark için çok şey bekleme. Her gün yürüdüğün yoldan yürüme bir gün de. O asık suratın gülsün bir kere de. ‘Merhaba’ de bütün kalbinle birine. Sen sen olmazsan kimse uğraşmaz ki seninle…..”
Helal olsun bilge ama şu çağda yok efenim işe gitme ohhh keyfine bak bir gün de kısmına pek katılamayacağım. Çünkü işe gitmezsem işe bir daha hiç gidemeyebilirim ki biz buna halk arasında kovulma diyoruz.

Şaka bir yana bu yazı için yarattığım bu bilgenin söyledikleri bazı şeyler de yalan değil. Ne demişler: “Bilgeyi öldür, hakkını yeme” Örneğin “Fark için çok şey bekleme” kısmına ne dersiniz?
Evet, çoğumuz fark yaratmanın, günün o rutinliğinin bitmesinin sihirli bir şeylerle gitmesini bekler dururuz. Ama aslında o kadar büyük şeylerin bizi kurtarmasını beklediğimiz içindir hareket edemeyişimiz. İşte tam da bu noktada “Farklılık küçük şeylerde de farklılıktır” diyenlerdeyim. Her gün işe giderken servisle mi gidiyorsunuz? Bir gün kitap, bir gün müzik, bir gün film, bir gün uyuma, bir gün yazma, bir gün bir dil öğrenme için çalışma…. her gününüzü farklı kılmaya mutlaka katkı sağlayacaktır. Ama yook ben serviste sadece uyurum derseniz, o zaman da bilgeye soru moru sormak saçma oluyor?




4 Haziran 2014 Çarşamba

Vee ... Sen şükredeceksin ...

 
 


Mutsuzluğuna, depresyon diye bir kılıf uydurmuşsun ama sen de biliyorsun dimi, ruhunun acılarını eczaneden aldığın “o” ilaçlarla tedavi etme çaban aslında beyhude bir çaba… Boşver sen o ilaçları… Sana kendini iyi hissettiren insanları bul “ilaç niyetine” ve onlarla daha sık görüş, iyi hissettirmeyenlerle mümkünse görüşme, eğer görüşmeye mecbursan onları o şekilde kabul et… Değişmeyeceklerini kabul et, değiştirmeye çalışma ve direnme… Direnmek boşu boşuna enerji kaybettirir. Kabul ise bu yoldaki en büyük dönüştürücündür…
Güven…
Hayata, evrensel düzen dediğimiz ilahi plana, kendi yolunda yürüdüğünde, içini temizledikçe karşına çıkacak olayların ve kişilerin de seninle aynı temizlikte olacağına…
Ve korkmadan ilerle…
Göreceksin ki olaylar önüne gelmeye başlayacak ve sen, şükredeceksin

                                   “İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
                                             Özellikle de şimdi, bu yaşlarda.
                                 Seni tüm zaaflarınla hatalarınla kabul eden,
                                                  Tüm korkularınla bilen,
                                                 Hesapsızca ve sorgusuz,
                                                     Şartsız ve koşulsuz,
                                                      Bencilce olmayan,
                                               Beninden önce senin olan,
                                 Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
                                       Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
                                           Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
                                     iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın…

                                                Düşüncesi bile gülümseten,
                               Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
                                         Keder değil yaşama sevinci veren,
                                Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
                          İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.

                                Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
                                           Yanında sen gibi sen olduğun,
                                        Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
                                Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
                         İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın…

                                         Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
                              Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
                                              En beceriksiz taraflarını,
                               Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp,
                                        Seni sevmeye daha da sarılan,
                          İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın…”





30 Mayıs 2014 Cuma

huzur :)




                                                               “Hayat kısa diyor film.

                                               Bir şaire aşık olmalı bir de daktilo almalı.

                                                                Sonra belki çay içeriz.

                                                        Şansımız varsa yağmur da yağar.

                                                   Damlalara huzur yüklemece oynarız.

                                               Benim damlam seninkini alnından öper.

                                                             Güzel şeyler olur belki.

                                                                     Sen gel bence.

                                                                                                       Lale Müldür

20 Mayıs 2014 Salı

sevgi :)

 
 
                              Tüketmek için bunca acele ettiğiniz, takvim yapraklarına…
                                     Onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara…
  İçine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?
                                    “Ne kadarı benim hayatım” diye soruyor musunuz?
                      Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime…. Ya da ben başkalarının?..
                                “Aynadakinin ne kadarı ben’im, ne kadarı oynadıklarım?
          Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine….
                              Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen..
                                      Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye…
                                  Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan…
                                                                       Can Dündar

10 Mayıs 2014 Cumartesi

A - N- N- E


Yarın anneler günü...

Aslında bu sözlerimi seni karşıma alıp da söylemeyi öyle isterdim ki..Belki de ilk defa sadece beni

dinlemeni isteyebilirdim senden.Çünkü sen her zaman sözümü bitirmeden kendi fikrini söylemeyi,

olayları hep kendi emberinde yaşamayı seversin.Hani derlerdi büyüklerimiz, sen de yarın birgün anne

olunca anlayacaksın annenin kıymetini diye de neden bu kez olmadı büyüklerimizin dedikleri...Biz

seninle ne zaman ördük o bir türlü aşamadığımız duvarları..Sahi sen ne zamandan beri sadece kendi

mutluluğunu düşünür oldun?En son ne zaman kendin oldun anne?Neden sadece arkadaşlarının

yanında "kızım" ya da "çocuğum" kelimesini kullanırsın bana?Çocuğun olduğumu acaba o

zamanlarda mı hatırlarsın? Dedim ya işte aslında bunları sana açık açık söylemeyi öyle isterdim ki...

Ne yazık ki yapamıyorum, Korkumdan ya da çekindiğimden değil ama senin mutlaka kendini haklı

çıkaracak bir şeylerin vardır bilirim ben, işte bu yüzden bütün bu duygularımı sessizce söylerim

ben.Hatırlıyorum da yıllar önce bütün arkadaşlarımı sen seçmek isterdin, eğer sevmediğin biriyle

arkadaşlık edecek olsam, hemen bir bahane bulurdun.2 haftadır evinde misafir ettiğin arkadaşından

pek haz almasam da, bana söylenirken "hayatıma müdahele edemezsin, benim arkadaşım" derken

nasıl da acımazsın oysa. Sen hep böyleydin biliyor musun, son sözü hep söylemeliydin, sen herşeyi

bilirdin çünkü...

Küçüktüm henüz, heralde 8-9 yaşlarındaydım, babamla tartışmıştınız ve babam usul usul ağlıyordu,

ben bir erkeği ilk defa ağlarken gördüm anne o zaman. Babam şiir yazıyordu usul usul, cümleleri

öyle büyüktü ki, babam yalnızlığını büyütürken sen bir kez daha kazandığın zaferi

kutluyordun.Biliyor musun anne sen o zaman kaybettin belki de.

Nefret etmiyorum senden.Ama öyle kızgınım ki sana, hayattan almaya çalıştımöfkemi çoğu

zaman.Ve eğer karşıma eşim çıkmasaydı telafisi olmayan onlarca hata yapacaktım belki de.İŞte bu

yüzden kızamıyorum sana.Ama inan yürekten bağlanamıyorum sana.Düşünsene hiçbirşeyimi

anlatamıyorum sana.Bende ki güvenini kaybedeli o kadar zaman oldu ki anne....

Yarın anneler günü... Eski "Mavinin Rengi" olsa çırpınırdı günler öncesinden nasıl sürprizler

yapayım diye.Hediyeler alır, videolar hazırlar, çiçekçiye sipariş verir, yazdığım şiirlerden dörtlükler

okurdum sana. Üzgünüm anne, bu sefer hiçbirşey yapmak gelmiyor içimden.Kuru bir "anneler günü"

kutlaması olacak bu kez.Çünkü izninle ben iyi bir anne olmanın huzur ve gururu ile kendi "anneler

günümü" kutlamak istiyorum.

Sen sağ ol, evinde yaşa ve ben yine de orada olduğunu bileyim.Ben böyle de mutluyum...


28 Nisan 2014 Pazartesi

Olgunlaşmak

Uzun zaman olmuştu yazmayalı...Kendimi buldum bu zaman zarfında.İçsel yolculuğumda badireler arasında tükendim, yenildim, yaşadım, hayatın içinde kendi dünyamın farkına vardım...
Aslında yazacak o kadar çok şey var ki, daha müsait bir zamanda paylaşacağım inşallah. Bugün Can Dündar'ın kaleminden "Olgunlaşmak" paylaşmak istiyorum,tam anlamıyla beni anlatmış sanki...

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum.
Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum.
Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi
Ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var
'Ben demiştim', 'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım'
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun.
İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum.
Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor
Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

17 Mart 2014 Pazartesi

Yeni bir kitaba başladım:)



Merhaba;

Öyle uzun zaman oldu ki kendime ait sayfamda nefes almayalı, özledim hepsi bu...

Yaklaşan sınav arefesi, her akşam saatlerce izlediğimiz seçim programları devam ediyor hayatımızda... Herşeyin hayırlısının olmasını diliyorum.

Sınavlardan dolayı bir türlü fırsat bulup da okuyamadığım kitaplarıma geri döndüm bu günlerde. Haftasonu aldığım Nermin Bezmen'in son kitabı Dedem Kurt Seyit ve Ben var şu an elimde. İş sakin bugün ve ben elimde yeni kitabım derin bir sessizlikle okumaya başladım.

Bir paragraf var ki; düşünmeden edemiyor insan;

" Hayatta bir sonra yaptığımız, seçtiğimiz, tavrımız, bir önce yaşananların hikayesini içinde barındırır.İster yüksek sesle anlatalım,ister anlatmayalım,ister farkında olalım,ister olmayalım.İster yüksek sesle anlatalım,ister anlatmayalım,ister farkında olalım,ister olmayalım.Yaşamımızın tapıtaşlarıdır her bir yaşadığımız.Dolayısıyla bu iyi de olsa kötü de, sevgi veya nefret dolu da olsa hiç fark etmez, yazarken aradan çıkarıldığı zaman birçok şey sebebini, anlamını kaybeder kahramanının hayatında."

Okudum, düşündüm, uzun zamandır kitap açlığından sonra ben bu kitabı okumalıyım diye zamanı lehime çevirdim.

Ben bu aralar kendi sularımda yelken açmaktayım.Sessizce, sakince…
Bahar kokan zaman eşliğinde herkese sevgiler benden…

21 Şubat 2014 Cuma

OrDan, BurDan



Hızla akıyor zaman... En son 16 gün önce yazmışım ve öyle hızla akıyor ki dakikalar, yetişememekten korkuyorum..

Çalıştığım kurumun başka bir binaya taşınması hiç ummadığım kadar zor oldu. İnsanlar her gün anahtarını, parasını, zamanını kaybederken biz de 50 yıllık evraklar mevcut. Zabıt bir kere onun adı, önemli, bazıları da Osmanlıca. Şimdiye kadar işe yaradı mı yooo.. Ama olsun imha süresi henüz gelmedi.(ben hiç anlayamayacağım böyle işleri)

Bütün bu taşınma sırasında fazlaca yorgunluk ve stresten olsa gerek günlerce geçmeyen bir kulak uğultusu meşgul etti hayatımı. Neyse ki yorgunluktan olduğunu öğrendim ve 2 iğneyle çözdük olayı. Bakmayın bu kadar kolay yazdığıma, bir panik oldum, ya bişiy varsa, ya bir daha duyamazsam, tomografi mi çektirmeli... Bazen o kadar gereksiz şeylerle meşgul ediyorum ki kendimi, çevremdekileri. Şükürler olsun şimdi turp gibiyim ve yenilenmiş bir şekilde yeni binamızda mesaimize başladık:) Bu işin güzel yanı.. Kötü bir yanı var ki; öyle bir oturma planı yapmışlar ki, arkamdaki masalarda çalışan arkadaşlar ekranımı gayet net görebiliyorlar. Sanki ilkokul öğrencisi gibi arka arkaya oturma şekli. Konsept böyleymiş :(

 
 
Biraz önce blog sayfamı açmadan önce bir hikaye okudum, öyle hoşuma gitti ki... Severim böyle duygusal, düşündürücü, geliştirici öyküleri.. Hikayenin tamamını zaten nette bulabilirsiniz ancak sonunda anlatılmak istenen şey öyle güzel ki... Yaşam gerçekten böyle...


Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.

"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni.


.................................................

Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin. Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."



Seviyorum cumaları... Hafta sonu ve kocaman 2 gün bekler bizi... Uzun bir kahvaltı, ütü, çamaşır, nevresim değişimleri, evin temizlenmesi, acaba perdeleri mi yıkasam diyerek aşka gelip, sonra vazgeçişim,  hava güzelse şöyle bir yürüyüp sonrasında parkta içilen bir fincan çay ve belki de gözleme zevki... Seviyorum ben bu haftasonlarını. Hele bir de geldi mi bahar, her yeri sardı mı o tazelik, ohhhh işte budur yaşamak.Hele o  papatyalar yok mu....Bütün bunlar değilse nedir mutluluk ?

5 Şubat 2014 Çarşamba

Ruhumu Dinlendirip de Geldim

Bennnn ruhumu dinlendirip de geldim....

Meğer öyle yorulmuş, öyle bunalmışım ki, ta ki bir haftalık tatil bitip dönüş yolculuğu başladığında anladım ne kadar sıkılmış olduğumu. İyi ki gitmişiz, iyi ki herşeyden uzak, sıcacık bir ortamda zaman geçirmişiz. Tatil deyince deniz, kum, güneş gelse de akla çoğu zaman, tamamen doğa ile başbaşa bambaşka bir hafta geçirdim ben geçen hafta. (Cümleleri yazarken farkediyorum da ne kadar çok devrik cümle kuruyorum ben!)

Çok uzak sayılmasa da yaşadığım memlekete,  havası, kokusu, ortamıyla sıcacık karşıladı bizi Güzelçamlı- Davutlar- Kuşadası...Bol bol temiz havada yürüyüş yaptık mesela, çam ağaçlarıyla bezenmiş ormanda yağmurdan kalan serinliğin verdiği kokuyu çektik içimize, öyle bir şey vardı ki havada, ömre ömür katıyordu sanki. Anladım ki büyük şehirler hiç de bana göre değil.( bakmayın böyle dediğime bundan 10 yıl öncesi boğulsam da büyük şehirde boğulurum diyen ve oralarda yaşamayı tercih eden ben şimdi nasıl da uzaklaşıyorum kuru gürültüden)

İlk defa mor lale ile karşılaştım mesela. Bahar ne zaman geldi çaldı kapımızı, böyle güzel çiçekler hangi ara serpildi toprağa bilemedim. Mor her çiçeğe yakışırmış meğer:)



33 yaşında papatyadan taç yapmayı öğrendim bu tatilde. Öyle severim ki papatyaları. Güller, orkideler sizin olsun, ben papatyalarımla çok mutluyum... Masum bir çocuğa kendi ellerimle yaptığım tacı giydirip, onu prenses ilan etmekten de ayrıca bir keyf aldım:)

 
Yeni tatlar keşfettim, yeni insanlarla tanıştım, ben hiç olmadığı kadar ben oldum bir hafta içinde.Yürüyüşlerimiz sırasında bir kare yakaladım ki, yalnızlık ne kadar zormuş meğer, üzülmeden edemedim.Yalnız olduğumdan değil bu cümlelerim, doğanın ortasında yanyana kalmış iki ağaç vardı ki, bir değişik oldum onlar adına. Oysa en fazla 150 metre öteleri zeytin, çam ağaçlarıyla dolu. Hani olur ya en büyük yalnızlıklar en kalabalıklarda doğar, onun gibi bir şey sanırım...
 
 
Ben ruhumu dinlendirip de geldim:)
 
Vücut yorgunluğu bir şekilde geçiyor da, eğer yorgun olan ruhunuz ise onu iyileştirmezseniz hiçbir şeyden tat alamaz oluyorsuznuz zamanla. Bu zamanda karnın geniş olacak ki hiçbir şeyi kafana takmayacaksın derler ya, ben öyle bir insan olamadığım için kendime stres yaratacak birşeyler buluyorum nasılsa. Bu yüzden ara ara böyle uzaklaşmalar müthiş iyi geliyor bana.
 
Dinlenmiş yüreğimden bu ara dinlemekten çok hoşlandığım bir parçayla noktalayacağım yazımı, bu parça size gelsin.....
 güzel günler görmek dileğiyle :)
 
 
 
 
 
 
                                                                                                                                                                                  
 
 
 
 
 



24 Ocak 2014 Cuma

Onun adı : EBA



                                                                   Herkese merhaba,

Malum bugün karne günü. e-okuldan karnemizi görsek de insan eline alınca o not çizelgesini bir başka oluyor yine de. İlk günkü heyecanla oğlumun karnesini almaya gittim bugün, heyecanla beni bekliyordu.Biliyordu ki annesi orada olacaktı ve karnesini alırken mutlaka resmini çekecekti.İyi mi yapıyorum kötü mü bilmiyorum bazen. Bildiğim birşey var ki, ben bir anne olarak oğluma daima onun yanında olduğu hissettirebiliyorum ya önemlisi de bu olmalı.

Karne heyecanı bir yana, öğretmenimiz bugün bir site adı verdi bana, belki sizin daha önceden bilginiz vardır : eba.gov.tr

Bu sitede 1.sınıftan 12.sınıf öğrencilerine kadar her türlü yayınevinin aracılığıyla kaynağa ulaşabiliyorsunuz.Kelime türetmece, kare kapmaca gibi özellikle ilkokul öğrencilerinin dağarcığını geliştirebilecek oyunlara da yer vermişler.Üstelik birçok dergiyi de internetten okumanız mümkün.Gerçi e-kitap, e-dergi tercihimiz olmasa da böyle bir imkanın olması güzel şey değil mi? Ayrıca öyle güzel videolar yüklemişler ki.. Bloglarında akademik alandaki yeniliğe dair şöle birşey paylaşmışlar ki;

2006 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren Khan Academy’de matematikten organik kimyaya, basit toplamadan diferansiyel denklemlere, her seviyeye hitap eden beş bine yakın eğitim videosu yer alıyor. Kullanıcılar Khan Academy’de yer alan testler ile seviyelerini belirleyebiliyor, sistem tarafından kendilerine sunulan yönlendirmeler doğrultusunda istedikleri konuyu defalarca tekrar ederek eğitimlerini tamamlayabiliyorlar. Ayrıca aileler çocuklarının gelişimini Khan Academy’nin raporlama sistemi üzerinden takip edebiliyor. Khan Academy bu yeni öğrenim metodu ile öğrencileri desteklediği kadar öğretmenleri yeni nesil bir eğitim aracı sunarak güçlendiriyor. Dünyadaki eğitim reformunun öncüsü Khan Academy, eğitim videoları, interaktif alıştırmaları ve gelişmiş tespit algoritmaları ile öğrenmek isteyen herkese kişiselleştirilmiş öğrenim imkanı sağlamak ile birlikte öğretmen ve velilere de günümüz teknolojileri sayesinde birçok kolaylık sunuyor.
Dünyada 150.000 eğitimci tarafından kullanılan ve her ay 10 milyon öğrenciye ders veren Khan Academy’nin 2000’den fazla Türkçe dersine EBA üzerinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor. Khan Academy Türkçe’nin, her gün eklenen yeni derslerinin yanı sıra 2014 yılının ilk yarısında tüm gelişmiş özellikleri de sunduğu gelişmiş portalinin hizmete dahil edilmesi planlanıyor.
Ben derim ki, siz siteyi şöyle bir araştırın, inceleyin, takdir sizin. Şimdiden iyi tatiller herkese :)

21 Ocak 2014 Salı

Kitap Kokusu

Ben her ne kadar oğlumun büyümesini, kocaman bir delikanlı olmasını dört gözle beklesem de çevremdeki herkes aman büyümesin, yanında olur en azından diyorlar sürekli. Boy hizama gelse mesela, elini omzuma atsa desem, o zaman seni beğenecek mi bakalım diyorlar. Kız arkadaşı olsa mesela, gözlerinde o ışığı görsem desem, o zaman görürüz seni, kıskançlıktan yerlere atacaksın kendini diyorlar. Hiç bir Allahın kulu çıkıp aman da aman büyüsün de yaşayın hep mutlu mutlu demiyor:(

E ben de biliyorum, onlar büyüdükçe yeri gelecek çatışacağız, yeri gelecek birbirimizi anlamayacağız. Buna benzer şeyleri zaman zaman yaşıyoruz zaten. Bütün arkadaşlarım ve çevrem çocukların 3-4 yaşlarında kalıp, büyümemesi, öylece standart kalması fikrinde kararlı.  Hakkaten ya büyüyecek, üniversiteye gidecek, ya telefonu açmazsa, ya ulaşamazsam.....Ya da iyi arkadaşlar edinemezse ya da eve geç gelirse...  Sanırım en güzel yaşları şimdiki zamanları:)

Zor iş anne- baba olmak. Oyun hamuru gibi onlar, iyisiyle kötüsüyle bizim eserimiz. Okuduğu kitaptan dinlediği müziğe, karakterine kadar biz sorumluyuz .Zorluklar karşısında nasıl davrandığı, hayata bakış açısı, çevresiyle iletişimi hepsi bizim yansımamız. Bazen korkuyorum, bazen övünüyorum, ben böyle duygularla gidip geliyorum....

Ben hediye vermeyi çok seven bir insanım, bu yönümden en çok da oğlum alır nasibini.Okul zamanlarında genelde eğitici oyunlar ya da kitap-dergi olur ona aldıklarım. Birkaç gün önce ona

                                                     

bu kitabı aldım. 2 günde bitirdi kitabı. Kitap duruşuyla görselliğiyle beni oku diyor sanki. Ona eşlik etmek için de kendime aynı yazarın

 
kitabını aldım. Oğlum çok mutluydu çünkü az rastlanan bir durum vardı ortada ve biz aynı yazarın kitaplarını okuyorduk. Son derece keyifliydi. Zira Ahmet Şerif İzgören farklı bir yere sahiptir bizde. Oğluma 2 kitap siparişi daha verdim sömestr tatilinde okuması için, eğer ilgilenen arkadaşlarım var ise tavsiye ederim:

                               
Eğer sizlerin de tavsiyeleri var ise bilmek isterim, belirteyim:)

Bu arada eğer animasyon seven bir aileye sahipseniz,

 
 
"KarlarÜlkesi" izlenmeye değer çok güzel bir film olmuş. Sanırım biz hiç büyümeyeceğiz ... :)

Görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın...




15 Ocak 2014 Çarşamba

!!!

 
 


                                        Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp.
                                        Sanki senden bahsetmiyormuş gibi yapıp.                                        Sanki benden bahsetmiyormuş gibi yapıp.                                        Hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi.                                        Fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.


9 Ocak 2014 Perşembe

Evlilik böyle birşey işte


" Biliyor musun, gün geliyor içinde büyüdüğün ev artık senin yuvan olmaktan çıkıyor"

Yıllarını geçirdiğin, yürümeyi , konuşmayı , hayata dair ne varsa ilk öğrendiğin yuvan, an geliyor yabancılaşıyor sana.

Sanki o duvarlar seni anlatmaz oluyor zamanla. O yatakta sen hiç yatmamışsın, o halıda sen hiç yürümemişsin

gibi adım attığın her yer bir farklı gelmeye başlıyor sana. Askılarda asılı kıyafetin yok artık, fincanın da kitapların da

yerlerinde değil, hepsi yeni evinde yerini aldı, aitlik duygun kaybolmaya başlıyor ve sen yeni yuvanı özlüyorsun.

Evlilik böyle birşey işte. Evlendiğin günden itibaren eşinle beraber adım attığın o yuva senin huzurun oluyor.

Eğer gerçekten seviyorsan ve şükrediyorsan haline,  yeni yuvan vazgeçilmezin oluyor. Herkes dışarıda kalıyor,

kapıyı kapattığın an sen, eşin ve çocuklarınla kalıyorsun. Kuru ekmek yesen de şimdiye kadar yediğin en lezzetli

ekmeğin tadını alıyorsun. Biz kadınlar ne kadar güçlü olsak da eşimizin yanında savunmasız hissederiz kendimizi,

onun kanatları altında ezilmeden yaşamayı öğreniriz zamanla. Hele bir de kendimizi kötü hissettiğimizde herşeyi

bırakıp gözlerinizin içine bakıp sizi dinliyorsa kesinlikle doğru yerdesinizdir.

Büyüklerimiz derler ya, "Allah çıktığın kapıya muhtaç etmesin" ;

Ne kadar da doğru değil mi? O kapıdan çıktığın an hiçbirşey eskisi gibi olmuyor çünkü. Anneniz hep var,

babanız hep yanınızda belki ama hiç kimse eşinizin yerini tutmuyor. O sizin hem anneniz, hem babanız

hatta bence en önemlisi en iyi ostunuz oluyor. Dostluk kolay kazanılan bir şey değildir oysa, ama zamanla öyle

inanıyorsunuz ki hayatınızdaki insana, mahreminiz oluyor, size dair herşeyi öğreniyor, ve an geliyor siz

konuşmaya başlamadan gözlerinizden, mimiklerinizden ne söyleyeceğinizi anlıyor.

Evlilik böyle birşey işte.Sizin evliliğiniz bir kere. Eğrisiyle doğrusuyla, yaşanmışlıklarıyla, keder ve mutluluklarıyla

sizin evliliğiniz.

Bir ömür sağlıkla, huzurla geçireceğiniz bir evlilik temenni ediyorum 2014'ün ilk günlerinde...

Sevgiyle kalın ...