30 Aralık 2013 Pazartesi

Merhaba Yeni Yıl !

 
2013' e hoşçakal derken hala yeni yıl moduna giremeyenlerdenim ben. Eskiden öyle mi olurdum hiç ? Değişik bir heyecan kaplardı yüreğimi. Benim için yeni yıl demek tek katlı ahşap ev ve her yerin karla örtülü olduğu, tombiş bir noel babanın kapıda beklediği resimlerin çizildiği bir zamandı ilkokul yıllarında. Neden herkes aynı resmi çizerdi hala anlamış değilim. Aynı yerde oturmamıza rağmen birbirimize kart atmak olmazsa olmazımızdı bir kere. Kırtasiye önünde rengarenk karpostallar için yarışırdık, halbuki aynı resimler aynı cümleler ama olsun bu konu önemli bir konuydu bir kere:)


Büyüdük sonra, üniversiteliydik artık. Yeni yıla nerede girilmeli, ne giyilmeli saatlerce meşgul ederdi zihnimizi. Yılbaşı gecesi eğlenerek, ertesi günü de akşama kadar uyuyarak geçirmek yeni yıl demekti bizler için. Gündemdeki konuların hiçbiri ilgilendirmiyordu beni o zamanlar. Tek derdim vize ve finallerdi. Okul bitsin hele, iş özel sektör ya da kamuda mutlaka olacaktı nasıl olsa derdim hep.

Daha da büyüdüm sonra, anne oldum, eş oldum. Önceliklerim değişti herşeyden önce, planlar değişti, hayat değişti, insana dair bana dair ne varsa herşey değişti.

Şükürler olsun bir yılı daha geride bırakıyoruz sevdiklerimle birlikte. Ama her nedense yeni yıl moduna bir türlü giremedim ben bu yıl. Belki büyük bir şehirde yaşıyor olsaydık, vitrin camlarını süsleyen ışıltılı yazılar, rengarenk ağaçlar, caddelerde dolaşan noel baba kostümlü insanlar yılbaşı havasına sokardı bizleri. Bu aralar yoğun iş temposu, kış geldiğinden beri zırt pırt hastalanan oğluşum, bu duyguyu şimdilik uyandırmadı bizde. Daha geçen hafta ishali atlatmaya çalışırken hafta sonunda faranjit oldu oğlum ve okula gidemedi yine:(

İşte tüm bu sebeplerden ötürü olsa gerek, yeni yıla dair beklentilerimizin sorulduğu yazılar, reklam kokan içeriklerin hiçbiri dikkatimi çekmiyor. Bu tarz bloglara ya da sitelere girmiyorum bile.

2014 geliyor ve ben herşeyden önce sağlık istiyorum. Çok zor ve yorucu bir yılı geride bırakıyoruz çünkü. Duygusal anlamda o kadar çok badireler atlattık, öyle zorlu sınavlardan geçtik ki...Yeni yılı değil de sömestr tatilini pek bir önemsiyorum bu yüzden. 1 haftalığına uzaklaşabiliriz belki buradan. Düşünmesi bile keyif veriyor insana.

Yaklaşık 6 ay önce keşfettiğim ve hiçbir kaygı taşımadan ( sadece paylaşmak, duygularımı yazıya dökmek ve benzer konularda fikir alışverişi yapmak adına ) ben de varım dediğim blog dünyasında yeni arkadaşlıklar ediniyorum ve hayata dair herşeyi okumaktan, dinlemekten ve yazmaktan çok mutlu oluyorum. Sevgili blogger arkadaşlarım;

Siz yeni yıl havasına girenlerden misiniz bilmiyorum ama öyle ya da böyle bir yılı bitirdik. İyi ki burdayım ve iyi ki varsınız. Yeni yılda herşeyin gönlünüzce olması diliyorum,görüşmek dileğiyle,

Sevgiyle kalın :)





26 Aralık 2013 Perşembe

Oğlum büyüyor !

Oğlum dünyaya geldiği günden itibaren günlük tutmaya başladım . İlk hareketi, ilk bakışı, ilk gülümesemesi, ek gıdalara geçiş, vs... Günlük tutmalarım oğlum belli bir yaşa gelinceye kadar devam etti. Zaman sonra not tutmalarım yerini yaptığı resimler, yazı çalışmalarına bıraktı. Şimdi 9 yaşında ve değişimiyle ilgili bazı şeyleri yeniden not etmeye başladım. Bugünlerde o kadar değişiyor ki bu değişimleri yazmalıyım diye düşündüm. Nutkum tutuluyor bazen, kelime dağarcığı son günlerde öyle gelişiyor ki. Bazen öyle bir kelime söylüyor ki " sen daha kaç yaşındasın oğlum" diye düşünmeden edemiyorum.

 Dün öğretmeni okulda sizi etkileyen bilim adamı ya da ünlü bir araştırmacı var mı diye sorduğunda; oğlum başlamış anlatmaya. Bu konuda dergiler okur sürekli, Bilim Çocuk, geçen ay piyasaya çıkan Atlas Çocuk en beğendiği dergiler arasında. "Ben anlattım arkadaşlarım dinledi" , ben iyi bir araştırmacıyim derken gözlerinin içi gülüyordu. Daha küçükken şapır şupur öperken, şimdilerde çok sık yapamıyorum bunu, biraz daha olgunlaşma havalarında, saçını okşamak, omzuna dokunmak daha bir etkileyici onun için.

Son günlerde bir tutumu var ki dikkat çekici: Yeni fikir veya tutumlarının desteklenmesi adına değişik tezler sunuyor bize. Savunduğu gerçekler için açık açık fikir beyan etmekten çekinmiyor. Bıraksak siyasete bile girecek diye korkuyorum.

Oğlum büyüyor ve büyüdükçe daha sosyal, daha meraklı oluyor ve bununla beraber okuma ya da matematik gibi yeteneklerinde belirgin bir gelişme söz konusu.

Oğlum büyüyor ; daha sosyal bir çocuk olmaya başladı mesela, çekinmeler yerini kendini daha kolay ifade etmeye bıraktı. Durmadan espriler yapmaya çalışıyor son günlerde. Sonra da ekliyor "Ben iyi espri yapabiliyor muyum " diye. " İyi espriyi zeka insanlar yapar " olgusu oluşmuş zihninde. Tam doğru olmasa da yadsınamaz bir gerçek biliyorum, bu yüzden "zekana hayranım " dediğimde nasıl hoşuna gidiyor anlatamam.

Dün okulda çini mürekkebi ve pudra yardımıyla öyle güzel resimler yapmışlar ki, aynı çalışmayı bir kez de evde yapmaya karar verdik. Bugün bazı blog arkadaşlarımın bloglarını inceledim, bazı aktiviteleri not aldım, en yakın zamanda evde denemeli diye düşünüyorum.

Biliyorum ki burda iş biz anne babalara düşüyor, çocuklarımız büyüyor ve bizler ne kadar onları doğru biçimde destekler ve onları anlamaya çalışırsak sonuç o kadar güzelleşiyor.




24 Aralık 2013 Salı

DüN - BugüN - YarıN




Günaydınnn : )

Ne güzel bir sabah böyle.. Dün her ne kadar kesin bende panik atak var diye dolanıp dursam da, bugün güneşli bir gün var ve yaşamak harika bir duygu.

İşe gelip de bilgisayar açtığımda güne birazdan paylaşacağım yazıyla başladım. Her cümlesi o kadar doğru ki. İşte bu yüzden paylaşılmalı diye düşündüm.

Sevgiyle kalın : )

GEÇMİŞ

Yaşanmış olayları sürekli irdelemek hoş değildir ve pek yarar getirmez; bu doğrudur , ama elinde


olmadan kötü olayları hatırlayan, bu yüzden acı çeken bir insana bunu söylemenin nasıl bir etki

yaratacağını hiç düşündünüz mü? Bu insan anlaşılmadığını hisseder, duygularının onaylanmadığını

düşünür. Kendisi de bu duygulardan zaten muzdariptir. Yine de geçmişteki olayı kabul edemediği

sürece, aynı olayı yaşamaktan korktuğu sürece ya da affedemediği sürece, ya da kendince doğru olan

başka bir nedenle geçmişi bırakamıyordur. Ona “Negatif düşünme sakın, evren sana gönderir,

kendine çekersin!” demekle bir de korku yüklersiniz. Bana bu nedenle danışmaya gelen birçok

insanla karşılaştım. Paranoya içindeydiler : “Düşüncelerimin gücüyle ya bunları yaratıyorsam?

Düşüncelerime hakim olamıyorum, sonra da bir şey olacak diye daha çok kaygılanıyorum!”

Ayrıca geçmişi ve olumsuzlukları değerlendirmek, bunlardan yararlı dersler çıkarmak gerekir. 


Geçmişi tamamen boşvermek, olayların gidişatındaki hatalarınızı görmeyi reddetmek anlamına gelir.

Oh, ne güzel, hiç sorumluluk almazsınız, hataları tekrarlamaya devam edersiniz. Sonra da

düşünürsünüz : “Ayol, ben böyle olsun istememiştim. Kendime bunu nasıl çektim?” diye... “Ders

almadım, önlem de almadım, sorumluluk benim” diyebilmek içe dönmeyi ve gelişmeyi gerektirir. Zor

olan da budur işte.

BUGÜN

Gelelim bugünümüzde olanları değerlendirmeye. Olumlu düşünce, sürekli olumlu düşünmeye


çalışmak değildir. Öncelikle, var olan ne varsa olduğu gibi kabul etmektir. Sonra,

değiştirebileceğiniz herşeyi değiştirmek için çaba göstermek, eyleme geçmektir. 

Değiştiremediklerinizi de değiştiremeyeceğiniz şeyler olarak kabul edip, dikkatinizi elinizdeki 

güzelliklere vermek ve var olana teşekkür etmektir. Kimi zaman da, sizin için olumsuz olan bir

durumun, başkasına yararlı olduğunu fark edip o kişi için sevinmektir. Olumlu düşünce, yaşananlar 

için yararlı yorum üretmektir.

Yere düşünce, ayağa kalkmak için olumlu birşeyler düşünmeniz gerekir. Kalkamayacağınıza inanmak


sizi yere yapıştıran ikinci bir yerçekimi etkisi yapacaktır. Düşmenizden başkalarını sorumlu tutmak

ve onların da böyle düşüp acı çekmesini istemek öyle çok olumsuz duygu yaratır ki, ayağa

kalkmaktansa, yan gelip yatmayı tercih edersiniz. Düşen ve ayağa dimdik kalkanların düşünce

yollarını örnek almak, zihninizi bu yönde eğitmek, olumlu düşünmektir. Umut etmek ve çözüm

üretmek için kafa ve kas yormak, olumlu düşünmek ve davranmaktır.

GELECEK

Gelecek ile ilgili endişelerinize de bir bakalım. Çoğu geçmişe dayalı düşünceden kaynaklanır.


Gelecekte bu endişelerin gerçekleşmesini gerektiren hiçbir şey yoktur çoğu zaman. Bu durumda

pozitif olasılıklara dikkatinizi vermek ve umut etmek çok işe yarar tabii. Tüm eylemlerinizi 

hedeflerinize odaklarsınız. Öte yandan, hayatınızdaki olası negatif olayları hiç düşünmeyecek

misiniz? İyi ama, olasılıkları incelemek ve zarar görebileceğiniz durumlar için önlem almak için ne

yapacaksınız? Risklerinizi nasıl hesaplayacaksınız, nasıl yöneteceksiniz?

Eğer takıntılı bir şekilde olumlu düşünmeye çalışarak hiç düşmeyeceğinizi sanıyorsanız,

aldanıyorsunuz. Hayat bize birçok deneyim sunar. Tabii ki arada sırada düşeceksiniz. Geçmişte

nasıl, nerede, kiminle düştüğünüzü değerlendireceksiniz, derslerinizi sindireceksiniz. Düştüğünüzü

kabul edeceksiniz ve dikkatinizi ayağa kalkma çözümlerine vereceksiniz. Yeni yorumlar, yeni

çözümler üreteceksiniz. Gerekirse pazarlık etmeyi, “Hayır” demeyi, ya da yardım almayı

öğreneceksiniz. Her düşmeyi bir öğrenme fırsatı olarak ele alacaksınız.
Kişisel gelişim ve olumlu düşünce birarada gider. “Ay, negatif şeyler düşünmeyeyim, sonra kendime

çekerim falan” endişeleri yerine, “Tamam, kabul ediyorum, düşerim de, kalkarım da... Yaşam böyle.

Derslerimi öğreneyim, baş üstüne çakılmak yerine popo üstü yumuşak düşeyim bundan sonra.” 

derseniz, zihninizi çözümlere odaklamış olursunuz.

15 Aralık 2013 Pazar

Bir pazar sabahı ...

 



Uzun uzun yazacak cümlelerim yok. Fırtınalar kopsa da yüreğimde dinmeli, yerini huzura bırakmalı .Zorunluluktan olmamalı bu, ben istediğim için olmalı...

Dün bu saatlerde öğrendim aşılamamın tutmadığını. Test sonucunu almak için beklerken tutmuş olması şansı ile bunu eşime nasıl söylerim diye onlarca hayal kurdum. Yanına gidip baba olacaksın mı demeliydim ya da bebeğimiz geliyor diye yanına mı koşmalıydım? Sonucu aldığımda ellerimin titrediğini farkettim. Sonucu görüyor ama anlamıyordum. Omuzlarımda tonlarca yük varmış gibi yürümeyi unuttum sanki. Usulca eşimin yanına gittim ve olmadı dedim sadece. Omzumda annemin eli, karşımda gözlerimin içine bakan bir çift göz. Eşim, biriciğim bana bakıyor ve sanki "ne olur ağlama, mahvoluyorum" der gibiydi. Sustum, ağlamadım ve sımsıkı tuttum elini. Hiçbir şey benden, ondan, evde bizi bekleyen biricik oğlumuzdan daha önemli olamazdı.

İşte ben bugün bu duygularla uyandım sabaha. Dışarı çıktım, hava ısınmıştı. Simit ve börek aldım fırından, eve gelip güzel bir kahvaltı hazırladım. Herşey güzel olacaktı, biz vardık ve kocaman bir sevgiyle bağlıydık birbirimize. Sevginin, güvenin ve inancın olduğu bir yuvada umutsuzluk olmazdı. Oğluma dimdik ayakta durmasını gerektiğini söyleyen ben, nasıl pes edebilirdim ki ?

İhtiyacımız olan tek şey biraz zamandı. En azından bu ay bir kez daha denemesek daha iyi olacak sanki. 

Güzel bir pazar olsun. Sakin, huzurlu, umut dolu. Kahvem ve gazetem beni bekler, Sevgiyle kalın :)

Bu arada Şile'de olan arkadaşıma sesleneyim; özledim seni....


10 Aralık 2013 Salı

Ey kış hoşgeldin !

Soğuk bir kış sabahından herkese günaydın;

Bu nasıl bir soğuktur diyesim geliyor aslında ama haksızlık da etmek istemiyorum.Memleketimin nice soğuk bölgelerinde, kar altında kalan onca şehir varken Egenin, Aydın'ın soğuğundan ne olur ki : )

Yine de soğuk işte...Bu sabah içim titreyerek geldim işe. Bir haftadır raporluydum, evde olmak, okuldan gelen oğlumu kapıda karşılamaksa harika bir duygu. Bu yüzden keşke ev hanımı olsaydım, çalışmasaydım dediğim oluyor bazen. Sonra içimdeki o diğer hatun giriyor devreye ve " saçmalama, sen evde olsaydın en fazla 1 hafta dayanabilirdin, ya da eşini bir düşünsene, onun ruh sağlığının bozulmasını ister miydin ? ". Kesinlikle doğru, izinli isem çok fazla ilgi bekliyorum ben, alıngan, kaprisli biri olup çıkıyorum, oysa işte iken yoğun tempoda hiç böyle kaprislere vaktim olmuyor. Şükürler olsun bir işim var :)

Bugün nedir bendeki bu rahatlık anlamadım gitti, geçen hafta yapılan aşılamam haftasonuna belli olacak mesela. E bu durumda stres yapmam gerekiyor ama öyle değilim, hayırlısı olsun inşallah.

Bildiğim bir şey var ki; yaşam herşeyiyle devam ediyor. Bunu her ne kadar bilsem de geçen pazartesi bir kez daha netleşti kafamda. Doğumhaneye girdiğimde bir bayanın bebeği alınmak zorunda kalmış, o dinleniyordu, kalktı, 15 dk kadar sonra ben girdim. Aşılama işleminden sonra dinlenme odasına geçtim ve benden 15 dk sonra başka bir anne adayını normal doğuma aldılar.Aynı çatı altında, farklı duygularla oradaydık ve yaşamlarımız o an'dan itibaren bir kez daha şekillenecekti. Bunu bilmek bir çok duyguyu barındırdı yüreğimde. Güçlü olmalıydım, aldığım nefes en güzel şeydi.

..... Yeni bir ay, belki kar yağar da çocuklar kardan adam yapar diye uyandığımız sabahlar, çaycımız Özer Abi'nin getirdiği sıcacık çaylar, bugün öğle yemeği için beni bekleyen ekşili pırasa yemeği, ohhhh daha ne ister bu gönül : )