30 Eylül 2013 Pazartesi

HSG : Korkuttun beni...

Günaydın,

Eylülün son gününden, yeni bir haftadan merhaba;

Öncelikle mesaj ve yorumlarıyla desteğini esirgemeyen arkadaşlarıma teşekkür ederim, mutlu oldum.

 Geçen hafta bahsettiğim gibi korkarak girdiğim haftasonundan güzel haberlerle dönmek beni ve ailemin kafasındaki soruların birçoğunu ortadan kaldırdı. Şükürler olsun Rabbime.

Nasipse 2.çocuğumuz olsun istiyoruz ve bunun için aşılama yapılması gerekiyor. Bunun öncesinde rahim röntgeni denilen HSG 'nin çekilmesi gerekiyormuş.İlk defa duyduğum bu olay ilgili internette o kadar çok yorum var ki, ister istemez korktum tabi ki.. Doktorum HSG için anestezi uygulanması gerektiğini söylediğinde her zaman ki gibi panik yaptım.

Her ne kadar işlem 10 dakikalık deseler de hazırlanma ve sonrası 3-4 saati alan bir işlem oldu.Cumartesi sabahı doğumhaneye alınmamla başladı ilk aşama, damar yolunu açmak için serum taktılar ve röntgen odası, doktor ve anestezi uzmanının uygun zamanı geldiğinde röntgen odasına alındım. Anestezi ve kısa süreliğine uyku hali.O nasıl birşey öyle, insanın genzini yakan iğrenç bir sıvı. HSG ile rahim ve yumurtalıkların röntgeni çekilmiş oluyor ve aşılama öncesi son etap tamanlanmış oluyormuş.

Uyandığımda ağlıyordum, çok korkmuştum, bundan olsa gerek..

Sonrasında doktorumla görüştük ve herşey yolundaydı nihayet:)

İçeride olduğum süre içerisinde kapıdan bir dakika bile ayrılmayan eşim ve ailem...Onların orada olduğunu bilmek insana hem güven veriyor hem de stresle beklediklerini bilmek üzücü oluyor çünkü elinde gelen hiçbirşey yok..

Şükürler olsun şimdi iyiyim ve işimin başındayım.

NOT: Eğer HSG çektirmeniz gerekiyor ise anestezi olmadan yaptırmayın, ağrılı bir işlem oluyor çünkü ve eğer imkanınız var ise özel bir hastanede yaptırın, belki ücret olarak fazla oluyor ama sanırım devlet hastanelerinde anestezisiz işlem yapıyorlarmış.

Herkese sağlıklı ve sevgi dolu bir hafta diliyorum,görüşmek dileğiyle...




27 Eylül 2013 Cuma

Korkuyorum

Aslında uzun uzun yazmak değil duygularım. Tek bir cümle herşeyi anlatıyor bana bugün: Korkuyorum...

Yarın sabah küçük bir operasyon için anestezi yapılması gerekiyor.Yazmak o kadar kolay ki aslında; küçük bir operasyon. E o zaman ne var bunda korkacak diyorum kendime. Sanırım "anestezi" kelimesinin soğukluğu insanı ürküten. Offf ağlamanın ne yeri ne de zamanı. Hani kocaman yüreğim vardı benim hani aşamayacağım, başaramayacağım hiçbişiy yoktu, e hani nerde o güçlüklere karşı savaşan "ben" ...

Dilerim herşey güzel olur... Sevgiyle kalın....


25 Eylül 2013 Çarşamba

Ev Yapımı Tarhana :)

Tarhana deyip geçmemek gerekiyormuş anladım:)

Ne kadar zor ne kadar eziyetli bir işmiş tarhana yapmak...

Her ne kadar annem ve kayınvalidem kışlık tarhanamızı yapmış olsalar da girdim bir kere bu işe.Her yörenin hatta her kadının kullandığı malzeme ve yapışı farklı olsa da aklıma yatanı tercih ettim ben.Hamuruna ayva yaprağı, kimyon koyan bile varmış.

Bizim yöremizde tarhana otu kullanılır biber ve soğanı kaynatılırken. Kokusu kötü kabul ediyorum ama otların herşeye deva olduğunu düşünenlerden olduğum için tarhana otu kullandım ben.

Diğer blogger arkadaşlarım gibi resimlerler paylaşmak isterdim ama inanın vaktim yok buna. Olur da siz de benim gibi gözünüzü karartıp bu işe kalkışacaksanız paylaşmak istedim;

2 adet domates, 1 kilo soğan ve 1 kilo biber ile tarhana otunu kaynattım. Sonra da un ve biraz irmil ile yoğurdum. Bu şekilde 2-3 gün bekleteceğim tabi arada yoğurmak şartı ile. Gerisi kolay, hamuru küçük parçalar halinde kurutmak ve un haline getirmek. Zahmetli ve yorucu:)

Mesele burda tarifini ya da nasıl yaptığımı anlatmak değil ama. Önemli olan "ben başardım" diyebilmemdi.Aferin bana dedim dün akşam kendime. Küçük ya da büyük farketmez, istekli olmak ve başarmak için harcanılan emek önemli bunu biliyorum.

Güzel günlerde görüşmek dileğiyle, sevgiyle... :)

23 Eylül 2013 Pazartesi

Zor


Dünyanın en güzel duygusudur anne olmak, gözünün içine bakarsın sürekli, yemek yedi mi, üşüdü mü, okula giderken dikkatli oldu mu, terledi mi.... Bu cümleler böyle uzayıp gider sanırım. Hepsi birer kaygı belirtisi değil midir oysa. Aklımızın yüreğimizin bir köşesi onlarla sürüklenip gidiyor durum böyle olunca.
Öyle arkadaşlarım var ki, çocuk düştü mü, uyudu mu ya da ödevini yaptı mı, vs. düşünmeden karnı geniş bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar, neden diye sorduğumda da sorumluluk erken yaşta edinilirse özgür bir birey olabileceğini söylüyorlar. Düşünüyorum da ben çocuğunu sıkan ya da aman terlemesin aman bunu  da yesin diye koşuşturan bir anne değilim ama bazen fazla ince düşünüyorum sanırım. Sonra da ummadığım bir kelime ya da beklemediğim bir hareket gördüğümde fazla kırılgan oluyorum.
Bir kere çok hareketli bir oğlum var, yolda hiç dümdüz yürüdüğünü görmedim, duvar tepelerinden atlamalar, sekerek koşmalar.İçimin yağları eriyor derler ya öyle oluyorum bazen.
Bütün bunların yanında zor bir çocuk bir kere, "hayır" kelimesine tahammülü yok, mutlaka nedeninin öğrenmek istiyor: Dün soruyor parka gidelim mi diye, bugün gitmeyelim dediğimizde "neden" sorusu geliyor hemen. Okuduğum kitaplarda ya da izlediğim programlarda "mola zamanı" diye bir süre uygulamamız isteniyor çocuğun kızgın yada öfkeli olduğu zamanlarda. Bunu kaç ebeveyn uygulayabildi merak ediyorum doğrusu.Her yazılan ya da her söylenilen her çocuk için geçerli değildir öyle değil mi?
Böyle mum gibi duran, sürekli oturan ya da nebileyim herşeye tamam diyen bir çocuk sorunlu çocuktur derler ama bazen daha uyumlu bir çocuk modeli olabilirdi diye düşünmeden de edemiyorum ne yazık ki..
Aslında kendime de kızıyorum bazen, ( eşim okusa cümlelerimi kendime haksızlık ettiğimi söyleyecektir biliyorum) ona yeteri kadar zaman ayıramadığımızı düşünüyorum.Haftanın 5 günü çalışıyoruz, işten eve geldiğimde yemek, evi toplamak, vs. kadın işleri derken geçiyor, sonrasında ödev kontrolümüz oluyor. Haftasonları kurs, akraba ya da arkadaş ziyaretleriyle geçiyor bazen.
Zaman 24 saat, ve bu zamana daha programlı daha planlı bir yaşam sığdırmalıyım anlaşılan, bunlar da bir geçiş dönemi biliyorum, benim hep umudum var, güzel günlerde görüşmek dileğiyle :) 

16 Eylül 2013 Pazartesi

aşk üç harftir

1 aylık tatilden sonra işe başladım bugün. Sabah erkenden uyanmak, kızarmış ekmek kokusu,  bir fincan çay, sonbaharın esintisi, okul telaşı... Hepsini o kadar özlemişim ki.. Dilerim herkes sağlıklı olmanın, bir ailesinin olmasının mutluluğunun farkındadır.. İç dünyasında fazla yolculuk yapan biri olarak ben, bugün, bütün bunların yanında en önemli huzurun ailedeki huzur olduğunu anladım bir kez daha. Eşime borçluyum bunu, varlığı öyle güzel bir hediye ki bana. İşte bu yüzden;

                                                      ve diyeceğim ki
                                                       aşk güzel şey..
                                                           vaktinde
                                       ve doğru insanla geldiği sürece…
                                                         Ahmet Telli

10 Eylül 2013 Salı

Tatil- de- idim

Merhaba,

Rüzgarın yönünü değiştirip serin serin esmeye başladığı, adım adım sonbaharın geliyorum dediği bir zamanda nasip oldu tatil gitmek..

Bütün bir yıl çalışıp azimle bu günleri beklemenin tadı hiçbirşeye değişilmez. Sabredersin, gün sayarsın ve işte o hafta gelir bulur seni..Sizi bilmem ama deniz olmadan tatil olmaz diyenlerdenim ben, bir başka huzur var kokusunda, derinliğinde..Sanki üzerinde ne kadar duygu birikimi varsa alıp gidiyor senden, uzun uzun izlemek bile yetiyor hissetmeye..

Bu yıl ki tatilimizde daha önce farkına varmadığım ya da farkedip de görmezden geldiğim o kadar çok detaya takıldım ki; şöyle;

1- Fotoğraf çektirmeyi çok seven bir milletiz bir kere , havuzda (hatta merdiveninde), yandan profil rujlu dudaklar, elimizde kadeh (nasılım ama bakışları), ya da iki arkadaş sırt sırta yaslanıp biz çok iyi dostuz havaları...

2- Eğer "bedava" kelimesini okuduysak ya da duyduysak orda bitiyoruz, toksak aç oluyoruz birden.

3- Alışveriş yapacaksın mesela, ( sanki tatile geldiğimiz alnımızda yazılı), içeri girer girmez tatile geldiniz heralde ile başlıyor cümle, alışveriş sonunda tutarını soruyorsun, cevap herkese aynı: "Sana ........ TL. olur " İlk zamanlar özel hissediyordum kendimi, vay be diyordum ne kadar ince insanlar...Herkese özel muamele varmış meğer, madem öyle niye "sana ya da size şu olur" diye başlayan cümleler kurulur ki...

4- Cesaret konusunda diğer ülkelere göre geri plandayız sanki, kendimden biliyorum havuzdaki kaydıraktan kaymam tam 3 günümü aldı ama başardım:) Sonunda eşim ve oğlum başta olmak üzere başarımı görenlerin alkışı eşliğinde tabi... Ama turistlere falan bakıyor insan, tersten , önden, zıplayarak her şekilde kayıyorlar paşalar gibi, sadece ben değildim kayamayan tabi, bu konuda yandaş bayan arkadaşlarım da vardı :)

Daha yazacak o kadar çok şey var ki aslında.. Zamanı gelince sanırım, sevgiyle kalın.... :)