Uzun zaman olmuştu yazmayalı...Kendimi buldum bu zaman zarfında.İçsel yolculuğumda badireler arasında tükendim, yenildim, yaşadım, hayatın içinde kendi dünyamın farkına vardım...
Aslında yazacak o kadar çok şey var ki, daha müsait bir zamanda paylaşacağım inşallah. Bugün Can Dündar'ın kaleminden "Olgunlaşmak" paylaşmak istiyorum,tam anlamıyla beni anlatmış sanki...
Artık
eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum.
Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni
yüzler aramıyorum.
Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde
olduğu gibi
Ve gereksiz insanları hayatından atmak
istiyorsun
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği
yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim,
eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de
var
'Ben demiştim', 'ben bilirim', 'ben zaten
anlamıştım'
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez
daha sorguluyorsun.
İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi
ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha
çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün
dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi
sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun
buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme
bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok
yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu
kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı
olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı
geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce
göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum.
Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler
kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına
nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor
ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor
Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle
gülüyorum içimden sadece
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş
dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime
göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel
pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan
geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma
gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına
giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi
lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm
oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık
düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa
giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış
üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın
bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu
yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan
virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna
rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.
Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını
diliyorum.
28 Nisan 2014 Pazartesi
17 Mart 2014 Pazartesi
Yeni bir kitaba başladım:)
Merhaba;
Öyle uzun zaman oldu ki kendime ait sayfamda nefes almayalı, özledim hepsi bu...
Yaklaşan sınav arefesi, her akşam saatlerce izlediğimiz seçim programları devam ediyor hayatımızda... Herşeyin hayırlısının olmasını diliyorum.
Sınavlardan dolayı bir türlü fırsat bulup da okuyamadığım kitaplarıma geri döndüm bu günlerde. Haftasonu aldığım Nermin Bezmen'in son kitabı Dedem Kurt Seyit ve Ben var şu an elimde. İş sakin bugün ve ben elimde yeni kitabım derin bir sessizlikle okumaya başladım.
Bir paragraf var ki; düşünmeden edemiyor insan;
" Hayatta bir sonra yaptığımız, seçtiğimiz, tavrımız, bir önce yaşananların hikayesini içinde barındırır.İster yüksek sesle anlatalım,ister anlatmayalım,ister farkında olalım,ister olmayalım.İster yüksek sesle anlatalım,ister anlatmayalım,ister farkında olalım,ister olmayalım.Yaşamımızın tapıtaşlarıdır her bir yaşadığımız.Dolayısıyla bu iyi de olsa kötü de, sevgi veya nefret dolu da olsa hiç fark etmez, yazarken aradan çıkarıldığı zaman birçok şey sebebini, anlamını kaybeder kahramanının hayatında."
Okudum, düşündüm, uzun zamandır kitap açlığından sonra ben bu kitabı okumalıyım diye zamanı lehime çevirdim.
Ben bu aralar kendi sularımda yelken açmaktayım.Sessizce,
sakince…
Bahar kokan zaman
eşliğinde herkese sevgiler benden…
21 Şubat 2014 Cuma
OrDan, BurDan
Hızla akıyor zaman... En son 16 gün önce yazmışım ve öyle hızla akıyor ki dakikalar, yetişememekten korkuyorum..
Çalıştığım kurumun başka bir binaya taşınması hiç ummadığım kadar zor oldu. İnsanlar her gün anahtarını, parasını, zamanını kaybederken biz de 50 yıllık evraklar mevcut. Zabıt bir kere onun adı, önemli, bazıları da Osmanlıca. Şimdiye kadar işe yaradı mı yooo.. Ama olsun imha süresi henüz gelmedi.(ben hiç anlayamayacağım böyle işleri)
Bütün bu taşınma sırasında fazlaca yorgunluk ve stresten olsa gerek günlerce geçmeyen bir kulak uğultusu meşgul etti hayatımı. Neyse ki yorgunluktan olduğunu öğrendim ve 2 iğneyle çözdük olayı. Bakmayın bu kadar kolay yazdığıma, bir panik oldum, ya bişiy varsa, ya bir daha duyamazsam, tomografi mi çektirmeli... Bazen o kadar gereksiz şeylerle meşgul ediyorum ki kendimi, çevremdekileri. Şükürler olsun şimdi turp gibiyim ve yenilenmiş bir şekilde yeni binamızda mesaimize başladık:) Bu işin güzel yanı.. Kötü bir yanı var ki; öyle bir oturma planı yapmışlar ki, arkamdaki masalarda çalışan arkadaşlar ekranımı gayet net görebiliyorlar. Sanki ilkokul öğrencisi gibi arka arkaya oturma şekli. Konsept böyleymiş :(
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni.
.................................................
Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin. Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Seviyorum cumaları... Hafta sonu ve kocaman 2 gün bekler bizi... Uzun bir kahvaltı, ütü, çamaşır, nevresim değişimleri, evin temizlenmesi, acaba perdeleri mi yıkasam diyerek aşka gelip, sonra vazgeçişim, hava güzelse şöyle bir yürüyüp sonrasında parkta içilen bir fincan çay ve belki de gözleme zevki... Seviyorum ben bu haftasonlarını. Hele bir de geldi mi bahar, her yeri sardı mı o tazelik, ohhhh işte budur yaşamak.Hele o papatyalar yok mu....Bütün bunlar değilse nedir mutluluk ?
5 Şubat 2014 Çarşamba
Ruhumu Dinlendirip de Geldim
Bennnn ruhumu dinlendirip de geldim....
Meğer öyle yorulmuş, öyle bunalmışım ki, ta ki bir haftalık tatil bitip dönüş yolculuğu başladığında anladım ne kadar sıkılmış olduğumu. İyi ki gitmişiz, iyi ki herşeyden uzak, sıcacık bir ortamda zaman geçirmişiz. Tatil deyince deniz, kum, güneş gelse de akla çoğu zaman, tamamen doğa ile başbaşa bambaşka bir hafta geçirdim ben geçen hafta. (Cümleleri yazarken farkediyorum da ne kadar çok devrik cümle kuruyorum ben!)
Çok uzak sayılmasa da yaşadığım memlekete, havası, kokusu, ortamıyla sıcacık karşıladı bizi Güzelçamlı- Davutlar- Kuşadası...Bol bol temiz havada yürüyüş yaptık mesela, çam ağaçlarıyla bezenmiş ormanda yağmurdan kalan serinliğin verdiği kokuyu çektik içimize, öyle bir şey vardı ki havada, ömre ömür katıyordu sanki. Anladım ki büyük şehirler hiç de bana göre değil.( bakmayın böyle dediğime bundan 10 yıl öncesi boğulsam da büyük şehirde boğulurum diyen ve oralarda yaşamayı tercih eden ben şimdi nasıl da uzaklaşıyorum kuru gürültüden)
İlk defa mor lale ile karşılaştım mesela. Bahar ne zaman geldi çaldı kapımızı, böyle güzel çiçekler hangi ara serpildi toprağa bilemedim. Mor her çiçeğe yakışırmış meğer:)
33 yaşında papatyadan taç yapmayı öğrendim bu tatilde. Öyle severim ki papatyaları. Güller, orkideler sizin olsun, ben papatyalarımla çok mutluyum... Masum bir çocuğa kendi ellerimle yaptığım tacı giydirip, onu prenses ilan etmekten de ayrıca bir keyf aldım:)
Meğer öyle yorulmuş, öyle bunalmışım ki, ta ki bir haftalık tatil bitip dönüş yolculuğu başladığında anladım ne kadar sıkılmış olduğumu. İyi ki gitmişiz, iyi ki herşeyden uzak, sıcacık bir ortamda zaman geçirmişiz. Tatil deyince deniz, kum, güneş gelse de akla çoğu zaman, tamamen doğa ile başbaşa bambaşka bir hafta geçirdim ben geçen hafta. (Cümleleri yazarken farkediyorum da ne kadar çok devrik cümle kuruyorum ben!)
Çok uzak sayılmasa da yaşadığım memlekete, havası, kokusu, ortamıyla sıcacık karşıladı bizi Güzelçamlı- Davutlar- Kuşadası...Bol bol temiz havada yürüyüş yaptık mesela, çam ağaçlarıyla bezenmiş ormanda yağmurdan kalan serinliğin verdiği kokuyu çektik içimize, öyle bir şey vardı ki havada, ömre ömür katıyordu sanki. Anladım ki büyük şehirler hiç de bana göre değil.( bakmayın böyle dediğime bundan 10 yıl öncesi boğulsam da büyük şehirde boğulurum diyen ve oralarda yaşamayı tercih eden ben şimdi nasıl da uzaklaşıyorum kuru gürültüden)
İlk defa mor lale ile karşılaştım mesela. Bahar ne zaman geldi çaldı kapımızı, böyle güzel çiçekler hangi ara serpildi toprağa bilemedim. Mor her çiçeğe yakışırmış meğer:)
33 yaşında papatyadan taç yapmayı öğrendim bu tatilde. Öyle severim ki papatyaları. Güller, orkideler sizin olsun, ben papatyalarımla çok mutluyum... Masum bir çocuğa kendi ellerimle yaptığım tacı giydirip, onu prenses ilan etmekten de ayrıca bir keyf aldım:)
Yeni tatlar keşfettim, yeni insanlarla tanıştım, ben hiç olmadığı kadar ben oldum bir hafta içinde.Yürüyüşlerimiz sırasında bir kare yakaladım ki, yalnızlık ne kadar zormuş meğer, üzülmeden edemedim.Yalnız olduğumdan değil bu cümlelerim, doğanın ortasında yanyana kalmış iki ağaç vardı ki, bir değişik oldum onlar adına. Oysa en fazla 150 metre öteleri zeytin, çam ağaçlarıyla dolu. Hani olur ya en büyük yalnızlıklar en kalabalıklarda doğar, onun gibi bir şey sanırım...
Ben ruhumu dinlendirip de geldim:)
Vücut yorgunluğu bir şekilde geçiyor da, eğer yorgun olan ruhunuz ise onu iyileştirmezseniz hiçbir şeyden tat alamaz oluyorsuznuz zamanla. Bu zamanda karnın geniş olacak ki hiçbir şeyi kafana takmayacaksın derler ya, ben öyle bir insan olamadığım için kendime stres yaratacak birşeyler buluyorum nasılsa. Bu yüzden ara ara böyle uzaklaşmalar müthiş iyi geliyor bana.
Dinlenmiş yüreğimden bu ara dinlemekten çok hoşlandığım bir parçayla noktalayacağım yazımı, bu parça size gelsin.....
güzel günler görmek dileğiyle :)
24 Ocak 2014 Cuma
Onun adı : EBA
Herkese merhaba,
Malum bugün karne günü. e-okuldan karnemizi görsek de insan eline alınca o not çizelgesini bir başka oluyor yine de. İlk günkü heyecanla oğlumun karnesini almaya gittim bugün, heyecanla beni bekliyordu.Biliyordu ki annesi orada olacaktı ve karnesini alırken mutlaka resmini çekecekti.İyi mi yapıyorum kötü mü bilmiyorum bazen. Bildiğim birşey var ki, ben bir anne olarak oğluma daima onun yanında olduğu hissettirebiliyorum ya önemlisi de bu olmalı.
Karne heyecanı bir yana, öğretmenimiz bugün bir site adı verdi bana, belki sizin daha önceden bilginiz vardır : eba.gov.tr
Bu sitede 1.sınıftan 12.sınıf öğrencilerine kadar her türlü yayınevinin aracılığıyla kaynağa ulaşabiliyorsunuz.Kelime türetmece, kare kapmaca gibi özellikle ilkokul öğrencilerinin dağarcığını geliştirebilecek oyunlara da yer vermişler.Üstelik birçok dergiyi de internetten okumanız mümkün.Gerçi e-kitap, e-dergi tercihimiz olmasa da böyle bir imkanın olması güzel şey değil mi? Ayrıca öyle güzel videolar yüklemişler ki.. Bloglarında akademik alandaki yeniliğe dair şöle birşey paylaşmışlar ki;
2006 yılından beri Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren Khan Academy’de matematikten organik kimyaya, basit toplamadan diferansiyel denklemlere, her seviyeye hitap eden beş bine yakın eğitim videosu yer alıyor. Kullanıcılar Khan Academy’de yer alan testler ile seviyelerini belirleyebiliyor, sistem tarafından kendilerine sunulan yönlendirmeler doğrultusunda istedikleri konuyu defalarca tekrar ederek eğitimlerini tamamlayabiliyorlar. Ayrıca aileler çocuklarının gelişimini Khan Academy’nin raporlama sistemi üzerinden takip edebiliyor. Khan Academy bu yeni öğrenim metodu ile öğrencileri desteklediği kadar öğretmenleri yeni nesil bir eğitim aracı sunarak güçlendiriyor. Dünyadaki eğitim reformunun öncüsü Khan Academy, eğitim videoları, interaktif alıştırmaları ve gelişmiş tespit algoritmaları ile öğrenmek isteyen herkese kişiselleştirilmiş öğrenim imkanı sağlamak ile birlikte öğretmen ve velilere de günümüz teknolojileri sayesinde birçok kolaylık sunuyor.
Dünyada 150.000 eğitimci tarafından kullanılan ve her ay 10 milyon öğrenciye ders veren Khan Academy’nin 2000’den fazla Türkçe dersine EBA üzerinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor. Khan Academy Türkçe’nin, her gün eklenen yeni derslerinin yanı sıra 2014 yılının ilk yarısında tüm gelişmiş özellikleri de sunduğu gelişmiş portalinin hizmete dahil edilmesi planlanıyor.
Ben derim ki, siz siteyi şöyle bir araştırın, inceleyin, takdir sizin. Şimdiden iyi tatiller herkese :)
21 Ocak 2014 Salı
Kitap Kokusu
Ben her ne kadar oğlumun büyümesini, kocaman bir delikanlı olmasını dört gözle beklesem de çevremdeki herkes aman büyümesin, yanında olur en azından diyorlar sürekli. Boy hizama gelse mesela, elini omzuma atsa desem, o zaman seni beğenecek mi bakalım diyorlar. Kız arkadaşı olsa mesela, gözlerinde o ışığı görsem desem, o zaman görürüz seni, kıskançlıktan yerlere atacaksın kendini diyorlar. Hiç bir Allahın kulu çıkıp aman da aman büyüsün de yaşayın hep mutlu mutlu demiyor:(
E ben de biliyorum, onlar büyüdükçe yeri gelecek çatışacağız, yeri gelecek birbirimizi anlamayacağız. Buna benzer şeyleri zaman zaman yaşıyoruz zaten. Bütün arkadaşlarım ve çevrem çocukların 3-4 yaşlarında kalıp, büyümemesi, öylece standart kalması fikrinde kararlı. Hakkaten ya büyüyecek, üniversiteye gidecek, ya telefonu açmazsa, ya ulaşamazsam.....Ya da iyi arkadaşlar edinemezse ya da eve geç gelirse... Sanırım en güzel yaşları şimdiki zamanları:)
Zor iş anne- baba olmak. Oyun hamuru gibi onlar, iyisiyle kötüsüyle bizim eserimiz. Okuduğu kitaptan dinlediği müziğe, karakterine kadar biz sorumluyuz .Zorluklar karşısında nasıl davrandığı, hayata bakış açısı, çevresiyle iletişimi hepsi bizim yansımamız. Bazen korkuyorum, bazen övünüyorum, ben böyle duygularla gidip geliyorum....
Ben hediye vermeyi çok seven bir insanım, bu yönümden en çok da oğlum alır nasibini.Okul zamanlarında genelde eğitici oyunlar ya da kitap-dergi olur ona aldıklarım. Birkaç gün önce ona

bu kitabı aldım. 2 günde bitirdi kitabı. Kitap duruşuyla görselliğiyle beni oku diyor sanki. Ona eşlik etmek için de kendime aynı yazarın
kitabını aldım. Oğlum çok mutluydu çünkü az rastlanan bir durum vardı ortada ve biz aynı yazarın kitaplarını okuyorduk. Son derece keyifliydi. Zira Ahmet Şerif İzgören farklı bir yere sahiptir bizde. Oğluma 2 kitap siparişi daha verdim sömestr tatilinde okuması için, eğer ilgilenen arkadaşlarım var ise tavsiye ederim:
Eğer sizlerin de tavsiyeleri var ise bilmek isterim, belirteyim:)
Bu arada eğer animasyon seven bir aileye sahipseniz,
"KarlarÜlkesi" izlenmeye değer çok güzel bir film olmuş. Sanırım biz hiç büyümeyeceğiz ... :)
Görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın...
E ben de biliyorum, onlar büyüdükçe yeri gelecek çatışacağız, yeri gelecek birbirimizi anlamayacağız. Buna benzer şeyleri zaman zaman yaşıyoruz zaten. Bütün arkadaşlarım ve çevrem çocukların 3-4 yaşlarında kalıp, büyümemesi, öylece standart kalması fikrinde kararlı. Hakkaten ya büyüyecek, üniversiteye gidecek, ya telefonu açmazsa, ya ulaşamazsam.....Ya da iyi arkadaşlar edinemezse ya da eve geç gelirse... Sanırım en güzel yaşları şimdiki zamanları:)
Zor iş anne- baba olmak. Oyun hamuru gibi onlar, iyisiyle kötüsüyle bizim eserimiz. Okuduğu kitaptan dinlediği müziğe, karakterine kadar biz sorumluyuz .Zorluklar karşısında nasıl davrandığı, hayata bakış açısı, çevresiyle iletişimi hepsi bizim yansımamız. Bazen korkuyorum, bazen övünüyorum, ben böyle duygularla gidip geliyorum....
Ben hediye vermeyi çok seven bir insanım, bu yönümden en çok da oğlum alır nasibini.Okul zamanlarında genelde eğitici oyunlar ya da kitap-dergi olur ona aldıklarım. Birkaç gün önce ona

bu kitabı aldım. 2 günde bitirdi kitabı. Kitap duruşuyla görselliğiyle beni oku diyor sanki. Ona eşlik etmek için de kendime aynı yazarın
Eğer sizlerin de tavsiyeleri var ise bilmek isterim, belirteyim:)
Bu arada eğer animasyon seven bir aileye sahipseniz,
Görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın...
15 Ocak 2014 Çarşamba
!!!
Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp.
Sanki senden bahsetmiyormuş gibi yapıp. Sanki benden bahsetmiyormuş gibi yapıp. Hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi. Fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.
9 Ocak 2014 Perşembe
Evlilik böyle birşey işte
" Biliyor musun, gün geliyor içinde büyüdüğün ev artık senin yuvan olmaktan çıkıyor"
Yıllarını geçirdiğin, yürümeyi , konuşmayı , hayata dair ne varsa ilk öğrendiğin yuvan, an geliyor yabancılaşıyor sana.
Sanki o duvarlar seni anlatmaz oluyor zamanla. O yatakta sen hiç yatmamışsın, o halıda sen hiç yürümemişsin
gibi adım attığın her yer bir farklı gelmeye başlıyor sana. Askılarda asılı kıyafetin yok artık, fincanın da kitapların da
yerlerinde değil, hepsi yeni evinde yerini aldı, aitlik duygun kaybolmaya başlıyor ve sen yeni yuvanı özlüyorsun.
Evlilik böyle birşey işte. Evlendiğin günden itibaren eşinle beraber adım attığın o yuva senin huzurun oluyor.
Eğer gerçekten seviyorsan ve şükrediyorsan haline, yeni yuvan vazgeçilmezin oluyor. Herkes dışarıda kalıyor,
kapıyı kapattığın an sen, eşin ve çocuklarınla kalıyorsun. Kuru ekmek yesen de şimdiye kadar yediğin en lezzetli
ekmeğin tadını alıyorsun. Biz kadınlar ne kadar güçlü olsak da eşimizin yanında savunmasız hissederiz kendimizi,
onun kanatları altında ezilmeden yaşamayı öğreniriz zamanla. Hele bir de kendimizi kötü hissettiğimizde herşeyi
bırakıp gözlerinizin içine bakıp sizi dinliyorsa kesinlikle doğru yerdesinizdir.
Büyüklerimiz derler ya, "Allah çıktığın kapıya muhtaç etmesin" ;
Ne kadar da doğru değil mi? O kapıdan çıktığın an hiçbirşey eskisi gibi olmuyor çünkü. Anneniz hep var,
babanız hep yanınızda belki ama hiç kimse eşinizin yerini tutmuyor. O sizin hem anneniz, hem babanız
hatta bence en önemlisi en iyi ostunuz oluyor. Dostluk kolay kazanılan bir şey değildir oysa, ama zamanla öyle
inanıyorsunuz ki hayatınızdaki insana, mahreminiz oluyor, size dair herşeyi öğreniyor, ve an geliyor siz
konuşmaya başlamadan gözlerinizden, mimiklerinizden ne söyleyeceğinizi anlıyor.
Evlilik böyle birşey işte.Sizin evliliğiniz bir kere. Eğrisiyle doğrusuyla, yaşanmışlıklarıyla, keder ve mutluluklarıyla
sizin evliliğiniz.
Bir ömür sağlıkla, huzurla geçireceğiniz bir evlilik temenni ediyorum 2014'ün ilk günlerinde...
Sevgiyle kalın ...
30 Aralık 2013 Pazartesi
Merhaba Yeni Yıl !
2013' e hoşçakal derken hala yeni yıl moduna
giremeyenlerdenim ben. Eskiden öyle mi olurdum hiç ? Değişik bir heyecan
kaplardı yüreğimi. Benim için yeni yıl demek tek katlı ahşap ev ve her yerin
karla örtülü olduğu, tombiş bir noel babanın kapıda beklediği resimlerin
çizildiği bir zamandı ilkokul yıllarında. Neden herkes aynı resmi çizerdi hala
anlamış değilim. Aynı yerde oturmamıza rağmen birbirimize kart atmak olmazsa
olmazımızdı bir kere. Kırtasiye önünde rengarenk karpostallar için yarışırdık,
halbuki aynı resimler aynı cümleler ama olsun bu konu önemli bir konuydu bir
kere:)
Büyüdük sonra, üniversiteliydik artık. Yeni yıla nerede
girilmeli, ne giyilmeli saatlerce meşgul ederdi zihnimizi. Yılbaşı gecesi
eğlenerek, ertesi günü de akşama kadar uyuyarak geçirmek yeni yıl demekti
bizler için. Gündemdeki konuların hiçbiri ilgilendirmiyordu beni o zamanlar.
Tek derdim vize ve finallerdi. Okul bitsin hele, iş özel sektör ya da kamuda
mutlaka olacaktı nasıl olsa derdim hep.
Daha da büyüdüm sonra, anne oldum, eş oldum. Önceliklerim
değişti herşeyden önce, planlar değişti, hayat değişti, insana dair bana dair
ne varsa herşey değişti.
Şükürler olsun bir yılı daha geride bırakıyoruz
sevdiklerimle birlikte. Ama her nedense yeni yıl moduna bir türlü giremedim ben
bu yıl. Belki büyük bir şehirde yaşıyor olsaydık, vitrin camlarını süsleyen
ışıltılı yazılar, rengarenk ağaçlar, caddelerde dolaşan noel baba kostümlü
insanlar yılbaşı havasına sokardı bizleri. Bu aralar yoğun iş temposu, kış
geldiğinden beri zırt pırt hastalanan oğluşum, bu duyguyu şimdilik uyandırmadı
bizde. Daha geçen hafta ishali atlatmaya çalışırken hafta sonunda faranjit oldu
oğlum ve okula gidemedi yine:(
İşte tüm bu sebeplerden ötürü olsa gerek, yeni yıla dair
beklentilerimizin sorulduğu yazılar, reklam kokan içeriklerin hiçbiri dikkatimi
çekmiyor. Bu tarz bloglara ya da sitelere girmiyorum bile.
2014 geliyor ve ben herşeyden önce sağlık istiyorum. Çok
zor ve yorucu bir yılı geride bırakıyoruz çünkü. Duygusal anlamda o kadar çok
badireler atlattık, öyle zorlu sınavlardan geçtik ki...Yeni yılı değil de
sömestr tatilini pek bir önemsiyorum bu yüzden. 1 haftalığına uzaklaşabiliriz
belki buradan. Düşünmesi bile keyif veriyor insana.
Yaklaşık 6 ay önce keşfettiğim ve hiçbir kaygı taşımadan
( sadece paylaşmak, duygularımı yazıya dökmek ve benzer konularda fikir
alışverişi yapmak adına ) ben de varım dediğim blog dünyasında yeni
arkadaşlıklar ediniyorum ve hayata dair herşeyi okumaktan, dinlemekten ve
yazmaktan çok mutlu oluyorum. Sevgili blogger arkadaşlarım;
Siz yeni yıl havasına girenlerden misiniz bilmiyorum ama öyle
ya da böyle bir yılı bitirdik. İyi ki burdayım ve iyi ki varsınız. Yeni yılda
herşeyin gönlünüzce olması diliyorum,görüşmek dileğiyle,
Sevgiyle kalın :)
26 Aralık 2013 Perşembe
Oğlum büyüyor !
Oğlum dünyaya geldiği günden itibaren günlük tutmaya başladım . İlk hareketi, ilk bakışı, ilk gülümesemesi, ek gıdalara geçiş, vs... Günlük tutmalarım oğlum belli bir yaşa gelinceye kadar devam etti. Zaman sonra not tutmalarım yerini yaptığı resimler, yazı çalışmalarına bıraktı. Şimdi 9 yaşında ve değişimiyle ilgili bazı şeyleri yeniden not etmeye başladım. Bugünlerde o kadar değişiyor ki bu değişimleri yazmalıyım diye düşündüm. Nutkum tutuluyor bazen, kelime dağarcığı son günlerde öyle gelişiyor ki. Bazen öyle bir kelime söylüyor ki " sen daha kaç yaşındasın oğlum" diye düşünmeden edemiyorum.
Dün öğretmeni okulda sizi etkileyen bilim adamı ya da ünlü bir araştırmacı var mı diye sorduğunda; oğlum başlamış anlatmaya. Bu konuda dergiler okur sürekli, Bilim Çocuk, geçen ay piyasaya çıkan Atlas Çocuk en beğendiği dergiler arasında. "Ben anlattım arkadaşlarım dinledi" , ben iyi bir araştırmacıyim derken gözlerinin içi gülüyordu. Daha küçükken şapır şupur öperken, şimdilerde çok sık yapamıyorum bunu, biraz daha olgunlaşma havalarında, saçını okşamak, omzuna dokunmak daha bir etkileyici onun için.
Son günlerde bir tutumu var ki dikkat çekici: Yeni fikir veya tutumlarının desteklenmesi adına değişik tezler sunuyor bize. Savunduğu gerçekler için açık açık fikir beyan etmekten çekinmiyor. Bıraksak siyasete bile girecek diye korkuyorum.
Oğlum büyüyor ve büyüdükçe daha sosyal, daha meraklı oluyor ve bununla beraber okuma ya da matematik gibi yeteneklerinde belirgin bir gelişme söz konusu.
Oğlum büyüyor ; daha sosyal bir çocuk olmaya başladı mesela, çekinmeler yerini kendini daha kolay ifade etmeye bıraktı. Durmadan espriler yapmaya çalışıyor son günlerde. Sonra da ekliyor "Ben iyi espri yapabiliyor muyum " diye. " İyi espriyi zeka insanlar yapar " olgusu oluşmuş zihninde. Tam doğru olmasa da yadsınamaz bir gerçek biliyorum, bu yüzden "zekana hayranım " dediğimde nasıl hoşuna gidiyor anlatamam.
Dün okulda çini mürekkebi ve pudra yardımıyla öyle güzel resimler yapmışlar ki, aynı çalışmayı bir kez de evde yapmaya karar verdik. Bugün bazı blog arkadaşlarımın bloglarını inceledim, bazı aktiviteleri not aldım, en yakın zamanda evde denemeli diye düşünüyorum.
Biliyorum ki burda iş biz anne babalara düşüyor, çocuklarımız büyüyor ve bizler ne kadar onları doğru biçimde destekler ve onları anlamaya çalışırsak sonuç o kadar güzelleşiyor.
Dün öğretmeni okulda sizi etkileyen bilim adamı ya da ünlü bir araştırmacı var mı diye sorduğunda; oğlum başlamış anlatmaya. Bu konuda dergiler okur sürekli, Bilim Çocuk, geçen ay piyasaya çıkan Atlas Çocuk en beğendiği dergiler arasında. "Ben anlattım arkadaşlarım dinledi" , ben iyi bir araştırmacıyim derken gözlerinin içi gülüyordu. Daha küçükken şapır şupur öperken, şimdilerde çok sık yapamıyorum bunu, biraz daha olgunlaşma havalarında, saçını okşamak, omzuna dokunmak daha bir etkileyici onun için.
Son günlerde bir tutumu var ki dikkat çekici: Yeni fikir veya tutumlarının desteklenmesi adına değişik tezler sunuyor bize. Savunduğu gerçekler için açık açık fikir beyan etmekten çekinmiyor. Bıraksak siyasete bile girecek diye korkuyorum.
Oğlum büyüyor ve büyüdükçe daha sosyal, daha meraklı oluyor ve bununla beraber okuma ya da matematik gibi yeteneklerinde belirgin bir gelişme söz konusu.
Oğlum büyüyor ; daha sosyal bir çocuk olmaya başladı mesela, çekinmeler yerini kendini daha kolay ifade etmeye bıraktı. Durmadan espriler yapmaya çalışıyor son günlerde. Sonra da ekliyor "Ben iyi espri yapabiliyor muyum " diye. " İyi espriyi zeka insanlar yapar " olgusu oluşmuş zihninde. Tam doğru olmasa da yadsınamaz bir gerçek biliyorum, bu yüzden "zekana hayranım " dediğimde nasıl hoşuna gidiyor anlatamam.
Dün okulda çini mürekkebi ve pudra yardımıyla öyle güzel resimler yapmışlar ki, aynı çalışmayı bir kez de evde yapmaya karar verdik. Bugün bazı blog arkadaşlarımın bloglarını inceledim, bazı aktiviteleri not aldım, en yakın zamanda evde denemeli diye düşünüyorum.
Biliyorum ki burda iş biz anne babalara düşüyor, çocuklarımız büyüyor ve bizler ne kadar onları doğru biçimde destekler ve onları anlamaya çalışırsak sonuç o kadar güzelleşiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












