Sayfalar

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Farkındalık



                             Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?

Hiç vaktiniz yok, “Fast live”, “Fast food”, “Fast music”, “Fast love”…

Dikte ettirilen “yükselen değerler”, “in” ler, “out” lar…

Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

birini sevmek için hangi tuşlara basmak gerekir?

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?

Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?

Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?

Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
 
Müşfik KENTER

-------
Ne güzel söylemiş değil mi Müşfik KENTER.. Bugünleri ne güzel de anlatmış...Farkında olacağınız bir hayat yaşamanız dileğiyle...
İyi haftalar :)

1 Ağustos 2014 Cuma

Mavinin Sesi

 

Yeniden anne olacağımı öğrendiğimden bugüne tam bir ay geçti. Bu haberi duyduğum ilk andaki tepkimi saymazsak herşey öyle güzeldi ki.Afallamıştım tabi.Yeniden anne olmak, işim, evim, sorumluluklarım ve kafamın iini kurcalayan onlarca soru.Hepsini bir yana bıraktım dakikalar sonra ve bize "merhaba" diyen bebeğimizi düşünmeye başlamıştım bile.

Ama olmadı. Ona veda edeli 1 hafta oldu. Gittiğimiz onca doktor, hepsinde bir umut arayışı yetmedi onu büyütmeye. Kendimi suçladım önce. Nedenini bilmeden benim yüzümden dedim sürekli. Ben nerede hata yaptım diye üşündüm durdum.Neticede yapacak birşey yoktu ve müdahele ile bebeğimi alacaklardı. Dirensem kime neden direnecektim ki, o büyümüyordu, kalp atışları olmuyordu.

Hastaneden eve geldiğimiz a'nı hiç unutamayacağım heralde. O kadar büyük bir eksiklik ki bu, henüz küçücük olmasına rağmen sanki bana ait birşey bırakmış da gelmiş gibiydim. Artık içimde büyümesini beklediğim, ona dokunmaktan, düşlemekten mutluluk duyduğum bir bebeğim yoktu hayatımda.

Kendi tabirimle " ben kaybetmiştim "

Bunda da vardır bir hayr dediler, üzülme düşüğün arkası yeniden hamile kalırmış kadın dediler, ya sana birşey olsaydı dediler, oğlunu düşün, eşini düşün,sen iyisin ya yeniden olu dediler, dur bakalım herşey nasip dediler, üzüldük, sen üzülme dediler... Dediler de dediler.... Biliyorum, beni düşündüklerindendi bu cümleler ama olmadı işte. Neye yaradı bilmiyorum.

Ben şimdi yaralarımı sarmakla meşgulüm. Kimse faydalı olamayacak bu konuda, ben başımın çaresine bakabilirim yaralarımın.

Hemen ertesi günü kitapıma gittim. "Ben iyi değilim, bana sakin, sessiz, beni yormayan bir kitap önerebilirmisin dedim, bana önce Kristın Hannah kitaplarını önerdi sonra da vazgeçerek elime bir kitap tutuşturdu: Başucumda Müzik.

Kürşat BAŞAR' ın bir kitabı. Ben çok sevdim ve okumaktan çok keyf aldım.

Kitaptan bir alıntı yapacağım ki, beni en çok etkileyen cümlelerden bir kaçı:

" Hayatı kendi başına kurabileceğine, kendi düzeniyle yaşayacağına inanan insanlardan biriydim.Asıl budalalık bu değil mi?
Şimdi anladım ki, hayat bizden büyüktür ve biraz güçlü rüzgar bile kurduğunuz bütün o kumdan kaleleri çocuksu bir keyfle ansızın yıkıverir."
" Hepimiz başkalarının başına gelenleri biliriz, bize ok yabancı görünen hayatları filmlerden kitaplardan öğreniriz.Anlatılardan, hi yaşamasak bile pekçok şey kalır aklımızda.
Ama ancak kendimiz yaşadığımız zaman ne olduğunu gerçekten anlayabiliriz."

Bu da geçecek... Neler geçmedi ki.Hangi yaralar iyileşmedi ki.. Kimileri kabuk bağladı, ara ara kanadı, kimileri de üstüne dikiş atar gibi silinip gitti. İyi olmak zorundayım, önce kendim içim, oğlum için, eşim için ve sevdiklerim için...

Bana bu gücü verdiğin için sana minnettarım Rabbim.



20 Temmuz 2014 Pazar

Sessizlik ...


( Öncelikle mesajlarıyla, telefonlarıyla, yürekleriyle bana destek olan arkadaşlarıma binlerce teşekkür ediyorum... )

SESSİZLİĞE ...

Sessizliğe diyorum, sesimi kime nasıl duyuracağımı bilmiyorum. Perşembe günü doktor kontrolümüzde dr bey bebeğimizin gelişiminin yavaş olduğunu söyledi. İnanmadım. Ona göre 7,5 haftalık olan bebeğimiz benim hesaplarıma göre henüz 5 haftalık. Sonra başka bir doktor, sonra başka bir doktor, hatta hemşireler derken epey yol katettik. Anlamadığım bir doktorun söylediği diğerinkini tutmuyor. Oysa doğru tek değil midir? En trajedik tarafı ise doktorların şuna benzer cümle kullanmaları :
" Hazırlıklı olmak lazım, olumlu düşünün ama umutlanmayın."

Bu nasıl bir çelişkidir, bu nasıl bir yaralayıştır, bu nasıl bir umursamazlıktır. İçimde var olan henüz fasülye tanesi kadar olan yavruma ben onca anlam yükler iken bu nasıl bir caniliktir anlamadım.

............

Beklemekten başka birşey gelmiyor elimden. Elimizden gelen herşeyi yapmamıza rağmen nasipten öteye gitmiyor bazı şeyler.. Biliyorum, olduğu kadar , olmadığı kader.. Olumlu düşünmeye çalışıyorum, içimden bir ses herşeyin yolunda olduğunu söylüyor. Bebeğim sağsalim dünyaya gelecek diyorum sürekli çünkü ben böyle hissediyorum. Olur da bişeyler yolunda gitmezse ve bebeğimizi kaybedecek olursam, haykırışlarım için, yalvarışlarım için beni bağışla Rabbim.

8 Temmuz 2014 Salı

Hamileyim :)



Günaydınnnn :)

Blog yazmaya başladığım günden itibaren bana dair, hayatıma dair pek çok şeyi paylaştım bu sayfalarda.

Dinlediğim, öğrendiğim, meraklandığım, takip ettiğim ve edildiğim arkadaşlarımla sessiz bir dostluğa dönüştü paylaşımlarımız.

Özellikle hayatımın merkezine aldığım yeniden anne olma isteği günlerce meşgul etti duygularımı. Doktorların yüzümüze açıkça söylediği bebeğiniz olmayacak sözleri her defasında yeniden acıtmıştı canımı. Bir oğlumuz vardı ancak yeniden bebeğimiz olmasını istiyorduk. Doktorumuz önce aşılama dedi ve 2 kere başarısızlıkla sonuçlanan aşılama evresinden sonra tüp bebek tedavisine başlamak üzere kolları sıvayacaktık ki, bu yolculuğun bizi gerçekten çok yıprattığını farkettik. İşte bu yüzden biz böyle mutluyuz. Nasip de varsa belki birgün tüp bebek için doktora gideriz derken, tam da herşeyi bırakmışken göğüs ve karın ağrılarım başladı.

İhtimal bile vermez iken, doktora gittiğimde "sen hamilesin " cümlesi öyle heyecan vericiydi ki. Ben hamileydim ve  Rabbim izin verirse yeniden anne olacaktım. Saatlerce ağladım, etrafımdaki insanlara aldırmadan ağladım.Korku, heyecan, şaşkınlık, hayata dair ne kadar duygu varsa birbir yaşadım hepsini.

Henüz kalp atışları oluşmadığı için doktorumuz bu duyguya çok fazla alışmamamı söylese de öyle bir duygu ki bu, sürekli dua ediyorum bebeğimin bizi bırakmaması için.Rutin kontrollere başladık geçen hafta, şimdi tek istediğim kalp atışlarının oluşmasını beklemek.

Anladım ki (doktorumun ilk söylediği şey) ; Rabbim ol derse oluyor. Bu yüzden bir kez daha teşekkür ediyorum Rabbim sana...

Bu yolda ilerleyen herkese diyebilirim ki; çok zor bir süreç biliyorum, biliyorsunuz, umut hep bizimle olsun. Dilerim bebek sahibi olmak isteyen herkes dileğine kavuşur.

Sevgiyle kalın :)



25 Haziran 2014 Çarşamba

senin şarkın!

 


Bu sabah radyoyu açtığımda ilk şarkı... Nasıl bir melodi ki içine çekti beni.

Dün akşam "Behlül" adlı ata binmemin, yaklaşık 15 dakika boyunca atı çeken Kağan'ın, mutluluğunu gözlerinden okuduğum oğlumun, yemyeşil bir doğada güzel bir akşam yemeğinin ve sayamadığım onca şeyin etkisi var sanırım güne güzel başlamamda.
Teşekkür ediyorum Rabbim. Bana yaşattığın onca güzel şeyler için.

10 Haziran 2014 Salı

Bilgeye sormuşlar:)


Biraz önce okuduğum bu keyifli yazıyı paylaşmak istedim sizinle... Sevgiyle kalın :)

Bilgeye sormuşlar. (Genelde hep öyle olur ve bilgenin kim olduğu da bilinmez) Sabah kalkar, işime giderim. Akşam da evime gelir, yatarım. Bu böyle gider durur da anlamam, niye?
Bilge uzun uzun bakar. Sonra da “Her sabahın aynı, her akşamın aynıysa suç kimsede değil, suç sende? Kalkma bir gün de, gitme işine ya da gelme evine ya da yatma bütün gece…. Fark yaratmak, farklı olmak senin elinde. Fark için çok şey bekleme. Her gün yürüdüğün yoldan yürüme bir gün de. O asık suratın gülsün bir kere de. ‘Merhaba’ de bütün kalbinle birine. Sen sen olmazsan kimse uğraşmaz ki seninle…..”
Helal olsun bilge ama şu çağda yok efenim işe gitme ohhh keyfine bak bir gün de kısmına pek katılamayacağım. Çünkü işe gitmezsem işe bir daha hiç gidemeyebilirim ki biz buna halk arasında kovulma diyoruz.

Şaka bir yana bu yazı için yarattığım bu bilgenin söyledikleri bazı şeyler de yalan değil. Ne demişler: “Bilgeyi öldür, hakkını yeme” Örneğin “Fark için çok şey bekleme” kısmına ne dersiniz?
Evet, çoğumuz fark yaratmanın, günün o rutinliğinin bitmesinin sihirli bir şeylerle gitmesini bekler dururuz. Ama aslında o kadar büyük şeylerin bizi kurtarmasını beklediğimiz içindir hareket edemeyişimiz. İşte tam da bu noktada “Farklılık küçük şeylerde de farklılıktır” diyenlerdeyim. Her gün işe giderken servisle mi gidiyorsunuz? Bir gün kitap, bir gün müzik, bir gün film, bir gün uyuma, bir gün yazma, bir gün bir dil öğrenme için çalışma…. her gününüzü farklı kılmaya mutlaka katkı sağlayacaktır. Ama yook ben serviste sadece uyurum derseniz, o zaman da bilgeye soru moru sormak saçma oluyor?




4 Haziran 2014 Çarşamba

Vee ... Sen şükredeceksin ...

 
 


Mutsuzluğuna, depresyon diye bir kılıf uydurmuşsun ama sen de biliyorsun dimi, ruhunun acılarını eczaneden aldığın “o” ilaçlarla tedavi etme çaban aslında beyhude bir çaba… Boşver sen o ilaçları… Sana kendini iyi hissettiren insanları bul “ilaç niyetine” ve onlarla daha sık görüş, iyi hissettirmeyenlerle mümkünse görüşme, eğer görüşmeye mecbursan onları o şekilde kabul et… Değişmeyeceklerini kabul et, değiştirmeye çalışma ve direnme… Direnmek boşu boşuna enerji kaybettirir. Kabul ise bu yoldaki en büyük dönüştürücündür…
Güven…
Hayata, evrensel düzen dediğimiz ilahi plana, kendi yolunda yürüdüğünde, içini temizledikçe karşına çıkacak olayların ve kişilerin de seninle aynı temizlikte olacağına…
Ve korkmadan ilerle…
Göreceksin ki olaylar önüne gelmeye başlayacak ve sen, şükredeceksin

                                   “İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
                                             Özellikle de şimdi, bu yaşlarda.
                                 Seni tüm zaaflarınla hatalarınla kabul eden,
                                                  Tüm korkularınla bilen,
                                                 Hesapsızca ve sorgusuz,
                                                     Şartsız ve koşulsuz,
                                                      Bencilce olmayan,
                                               Beninden önce senin olan,
                                 Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
                                       Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
                                           Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
                                     iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın…

                                                Düşüncesi bile gülümseten,
                               Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
                                         Keder değil yaşama sevinci veren,
                                Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
                          İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.

                                Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
                                           Yanında sen gibi sen olduğun,
                                        Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
                                Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
                         İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın…

                                         Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
                              Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
                                              En beceriksiz taraflarını,
                               Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp,
                                        Seni sevmeye daha da sarılan,
                          İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın…”





30 Mayıs 2014 Cuma

huzur :)




                                                               “Hayat kısa diyor film.

                                               Bir şaire aşık olmalı bir de daktilo almalı.

                                                                Sonra belki çay içeriz.

                                                        Şansımız varsa yağmur da yağar.

                                                   Damlalara huzur yüklemece oynarız.

                                               Benim damlam seninkini alnından öper.

                                                             Güzel şeyler olur belki.

                                                                     Sen gel bence.

                                                                                                       Lale Müldür

20 Mayıs 2014 Salı

sevgi :)

 
 
                              Tüketmek için bunca acele ettiğiniz, takvim yapraklarına…
                                     Onca hızla çevirdiğiniz akreplere yelkovanlara…
  İçine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?
                                    “Ne kadarı benim hayatım” diye soruyor musunuz?
                      Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime…. Ya da ben başkalarının?..
                                “Aynadakinin ne kadarı ben’im, ne kadarı oynadıklarım?
          Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine….
                              Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen..
                                      Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye…
                                  Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan…
                                                                       Can Dündar

10 Mayıs 2014 Cumartesi

A - N- N- E


Yarın anneler günü...

Aslında bu sözlerimi seni karşıma alıp da söylemeyi öyle isterdim ki..Belki de ilk defa sadece beni

dinlemeni isteyebilirdim senden.Çünkü sen her zaman sözümü bitirmeden kendi fikrini söylemeyi,

olayları hep kendi emberinde yaşamayı seversin.Hani derlerdi büyüklerimiz, sen de yarın birgün anne

olunca anlayacaksın annenin kıymetini diye de neden bu kez olmadı büyüklerimizin dedikleri...Biz

seninle ne zaman ördük o bir türlü aşamadığımız duvarları..Sahi sen ne zamandan beri sadece kendi

mutluluğunu düşünür oldun?En son ne zaman kendin oldun anne?Neden sadece arkadaşlarının

yanında "kızım" ya da "çocuğum" kelimesini kullanırsın bana?Çocuğun olduğumu acaba o

zamanlarda mı hatırlarsın? Dedim ya işte aslında bunları sana açık açık söylemeyi öyle isterdim ki...

Ne yazık ki yapamıyorum, Korkumdan ya da çekindiğimden değil ama senin mutlaka kendini haklı

çıkaracak bir şeylerin vardır bilirim ben, işte bu yüzden bütün bu duygularımı sessizce söylerim

ben.Hatırlıyorum da yıllar önce bütün arkadaşlarımı sen seçmek isterdin, eğer sevmediğin biriyle

arkadaşlık edecek olsam, hemen bir bahane bulurdun.2 haftadır evinde misafir ettiğin arkadaşından

pek haz almasam da, bana söylenirken "hayatıma müdahele edemezsin, benim arkadaşım" derken

nasıl da acımazsın oysa. Sen hep böyleydin biliyor musun, son sözü hep söylemeliydin, sen herşeyi

bilirdin çünkü...

Küçüktüm henüz, heralde 8-9 yaşlarındaydım, babamla tartışmıştınız ve babam usul usul ağlıyordu,

ben bir erkeği ilk defa ağlarken gördüm anne o zaman. Babam şiir yazıyordu usul usul, cümleleri

öyle büyüktü ki, babam yalnızlığını büyütürken sen bir kez daha kazandığın zaferi

kutluyordun.Biliyor musun anne sen o zaman kaybettin belki de.

Nefret etmiyorum senden.Ama öyle kızgınım ki sana, hayattan almaya çalıştımöfkemi çoğu

zaman.Ve eğer karşıma eşim çıkmasaydı telafisi olmayan onlarca hata yapacaktım belki de.İŞte bu

yüzden kızamıyorum sana.Ama inan yürekten bağlanamıyorum sana.Düşünsene hiçbirşeyimi

anlatamıyorum sana.Bende ki güvenini kaybedeli o kadar zaman oldu ki anne....

Yarın anneler günü... Eski "Mavinin Rengi" olsa çırpınırdı günler öncesinden nasıl sürprizler

yapayım diye.Hediyeler alır, videolar hazırlar, çiçekçiye sipariş verir, yazdığım şiirlerden dörtlükler

okurdum sana. Üzgünüm anne, bu sefer hiçbirşey yapmak gelmiyor içimden.Kuru bir "anneler günü"

kutlaması olacak bu kez.Çünkü izninle ben iyi bir anne olmanın huzur ve gururu ile kendi "anneler

günümü" kutlamak istiyorum.

Sen sağ ol, evinde yaşa ve ben yine de orada olduğunu bileyim.Ben böyle de mutluyum...